23 Ağustos 2014 Cumartesi

İstanbul'daki Ofislerim

Öğrenciyim ama çalışıyorum 3 yıldır, bilenler bilir. Çalışıyorum dediysem, ne vardiyalı elemanım ne de beyaz yakalı. Freelancer dediklerindenim, bir nevi serbest meslek erbabıyım. İş arkadaşım bilgisayarım, fişi prize takabildiğim her yer ofisim.

Samsun'dayken hastaneden zaten akşama doğru çıktığım için çalışacağım zaman evimi tercih ediyorum. Ama İstanbul'a geldiğimde hep tatilde oluyorum ve çalışmak için eve tıkılmayı sevmiyorum. Neden dış mekanları daha çok seviyorsun diyecek olursanız;

Evin trafiği beni yoruyor bazen. Çalışırken benimle birinin diyalog kurmasını, hoşlanmadığım müziklere maruz kalmayı, ''çayın altını kim kapadı'' tartışması yaşamayı sevmiyorum.

Bir yere konuşlanıp sabahtan akşama birilerinin bana çay/kahve taşımasını seviyorum.

Evdeyken öğle yemekleri tören haline geliyor. Dışardayken bazen bir sandviç bazense sadece kahveyle saatler geçirdiğim oluyor.

Sıkılınca etrafa bakmayı, yan masadaki muhabbetlere dahil olmayı seviyorum.

Foursquare sağ olsun, ben çalışırken arada arkadaşlarımın yanıma uğramasına, onlarla kısa kısa kapı önü sohbetleri yapmaya, küçük molalar vermeye bayılıyorum.

En önemlisi de meraklıyım ve keşfetmeyi seviyorum. Yılın 9 ayı İstanbul'dan ayrı kaldığım için memleket havasını soluyarak çalışmak, canım sıkıldığında çıkıp deniz havası alarak konsantrasyonu yenilemek, şehrin keşmekeş halinden sıyrılıp gizli saklı mekanlar bulmak en büyük zevkim.

Genellikle çantamda bilgisayarımla geziyorum. Ne zaman iş geleceği, ne olacağı belli olmayan bir işim var çünkü. Seyyarsın oh ne güzel diyebilirsiniz ama bizde de eve gelince iş defteri kapanmıyor. Her an mesaiye girebilirsin.

Son olarak da baba evinde düzenli olarak kahve yapmaya üşeniyorum çünkü düzenli içici değiller. Şimdi babamın kahve makinesini indir de, kahveyi yapıp yerine koy falan, sırf angarya. Hem güzel kahve yapan yerler tadıyla damağıma hitap ediyor, kokusuyla da beni dinç tutuyor.

Unutmadan; gideceğim yerde wifi olup olmaması benim için çok da önemli değil. Varsa ne ala, yoksa telefonu modem yapıp yoluma bakanlardanım.

Peki en çok nerelerdeyim? Doğduğumdan beri Acıbadem'de ikamet ettiğim için ağırlıklı olarak Anadolu Yakası'ndayım ama neredeyse gün aşırı karşıdayım. Tebdil-i mekan hesabı.




1-Caddebostan-Caffe Nero: Kahveden az biraz anlayan herkes bilir; iyi ve özenilmiş kahve, zincirlerde olmaz. Seyyar dükkanlarda olur. Bu bakımdan Nero'da mükemmel kahveyi buluyorum diyemem ama ağaçlar içindeki bahçesi nefis. Arada çocuk parkına seyre dalıp geçmişe giderek iç geçirmece, otur otur sıkıldığın zaman sahile inip bir iki turlamaca, geleni geçeni süzmece ve kafayı bilgisayara yeniden gömmece.





2-Koşuyolu-Kirpi: Benim evin hemen aşağısı. Semtin insanı ne yapıyor diye bakınmak için ideal. Garsonlar artık tanıdık. Senenin 3 ayında uğruyorum ama unutmuyorlar. Masaya oturup bilgisayarı açtığında priz yoksa da uzatma kablosu getirmeye kadar vardırıyorlar işi. Favori kahven masana geliyor. Arada cheesecake ikramları, yeni şube nereye açılacakmış tüyoları (İstinye'ye düşünüyorlarmış benden duymuş olmayın) ve en önemlisi de püfür püfür esen geniş arka bahçesi. İstanbul'un kör noktası sanki burası. Beni evde bulamazsanız genellikle Kirpi'nin arka bahçesindeyim.





3-Cihangir-White Mill: Cihangir'in yerlisini bilirsiniz. Ya ünlüdür ya atanamayan tiyatrocu, ya da keşfedilmeyi bekleyen tasarımcı. Arada bir karşıya geçip ''yahu bu Avrupalılar napıyor acaba'' diye göz süzmek için ideal. Bahçesi fevkaladenin fevkinde. Sabahtan çalışmaya başlayıp öğlene doğru damla sakızlı cheesecake ile mide şenlendirip, akşam bir iki tanıdığı masaya oturttuktan sonra nefis peynir tabağı ve bir kadeh eşliğinde keyif yapmalık. (peynir tabağı güzel ama kendime rakip tanımam bilirsiniz, o konuya girmek istemiyorum...)



4-Karaköy-Muhit: Son zamanların en popüleri, her hafta ''aa yine neresine ne açılmış'' dedirteni Karaköy belki de karşı tarafta en sevdiğim yer son bir iki yıldır. İstanbul'u iyi bilmeyenler, sonradan gelenler henüz keşfetmemiş sanki, buram buram bir yerlilik kokuyor bu ilçe. Üsküdar'dan atlarım, yarım saat bilemedin 45 dakikada istediğim mekanda masamda çayımı kahvemi bulmuş olurum. En sevdiğim mekan ise Muhit. Sahipleri cana yakın, dış mekanı güzel, ev yapımı buzlu çayı hepsinden daha güzel. Otur saatlerce çalış, odaya meyve getiren annen gibi kekler pastalar ikram etsinler sana. Geleni geçeni seyret, sen işe gömülmüşken el kol yapmana gerek kalmadan çayın tazelensin.





5-The House Cafe-Teşvikiye: Nişantaşı civarları, gitmeye üşendiğim taraflardan olur biraz. Genelde Beyoğlu'nda işim varsa ''e hadi bineyim bir dolmuşa'' diyip atlarım. Bahçesinin, keçi peynirli salatasının, yaz çayının hastasıyım. Arada bilgisayardan kafayı kaldırıp ''ayy o Prada gözlük çok güzeldi niye almadım'' diye hayıflanan Nişantaşı kadınlarına kulak misafiri olup bıyık altı gülümsemeye bayılırım.



Benim en sevdiğim çalışma duraklarım bunlar. Anlaşıldığı üzere hem müdavim olmayı seviyorum hem de yeni yerler keşfetmeyi. Okul bitip İstanbul'a kaçıp geldiğimde ''nerelerdesin'' diye sorulan mekan benim gönlümde zirveye yerleşir. Kahve, internet, servis, bahçe falan hepsi bundan sonra gelir. Siz de sessiz, sakin, beş dakikada bir ''ne içersiniz'' diye darlanmadığınız mekanları yazın, hep birlikte keşfedelim...

Kahveden Haber Ver Kahveden...

Kahve bağımlısı değilim ama tutkunuyum denebilir. İnsanlar az uyumamın sırrını keşfetmiş olacak ki sürekli ''hangi kahveyi içiyorsun'' gibi sorular soruyorlar. Lafı açılmışken onu da özetleyeyim.
Kahveyi sade ve sütsüz sevenlerdenim.

Starbucks, Nero, Caribou gibi zincirlerde filtre kahve alır çıkarım. Bu aralar mevsimden dolayı olacak ki, Starbucks'ın iced americano'suna taktım. Origin espresso Kenya'dan double shot koydurarak içiyorum, epey güzel.

Seyyar kahvecilerde ise sifon kahve veya americano seviyorum.

Kendi evimde ise filtre kahve makinesinde kağıt filtre ile demliyorum kahvemi. French press sevmiyorum. Demlik varken poşet çay içmek gibi geliyor bana, pek yapay. Filtre kahveyi de Nero, Starbucks, Tchibo'dan ve İtalya'dan alıyorum.

Tchibo'nun Cafissimo'su da iyi makine. Onda da kapsül olarak Colombia favorim.

Son olarak da, eğer hastanede acilen uykumu açmam gerekmiyorsa, dünyadaki tüm kahve rezervi bitmediyse asla granül kahve (nescafe vs) içmem. Siz de içmeyin, işlenmiş kahve iyi bir şey değil.

Sevgiler öpücükler.

7 yorum:

  1. Home office çalışınca insan kesinlikle farklı yerler ve odaklanabilecek bir mekan istiyor. Çok güzel bir yazı olmuş ^^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. kesinlikle öyle. beğendiğinize sevindim, teşekkürler :)

      Sil
  2. Seyyar kahveci derken neyi kast ettiğinizi merak ettim oralar daha lezzetli demişsiniz :)

    YanıtlaSil
  3. sadece kahve yapmak için açılmış, genelde tek şubesi olan ve franchising vermeyen mekanlar. ministry of coffee, drip coffee istanbul, geyik, brew lab gibi...

    YanıtlaSil
  4. Ne güzel yazmışsın öyle, okurken benim içim açıldı o mekanlara gitmiş gibi oldum, ayrıca bir yandan da özendim çok şanslısın :) bir yandan da merak ettim, özel olmassa ne iş yaptıgını sorabilir miyim :)

    YanıtlaSil
  5. çevirmenlik ve redaktörlük yapiyorum :)

    YanıtlaSil
  6. Çok güzel; ilham verici bir yazı olmuş hemencecik okudum :)

    YanıtlaSil

Hay ağzına sağlık dedi ve ekledi;