28 Temmuz 2014 Pazartesi

İtalya Notları Part. 2: Padova

Padova neresi, bu kadar şehir arasında neden gitti de bunu yazdı diyebilirsiniz. Ama yazının sonuna geldiğinizde bu soruların hepsinin cevabını bulacağınıza eminim.

Aslında İtalya seyahat planımızda Padova'yı gezmek yoktu. 1. gün Venedik'i gezdikten sonra Padova'daki Tulip Inn Otel'e yerleştik. Otelin bulunduğu yer sanayi bölgesiydi. Yani gidip Dudullu'da kaldığınızı düşünün. O nedenle alternatif bir plan yapmamız gerekiyordu. Ertesi gün Venedik'e geçmemiz için trene binip yarım saat yol gideceğimize, bulunduğumuz şehri keşfedelim istedik. İyi ki de öyle yapmışız.

Nasıl gidilir? :

Padova, İtalya'nın kuzeyinde yer alan, Veneto bölgesinin Venedik'ten sonra ikinci en önemli şehri. Milano, Venedik ve Verona'dan demir yolu ile yarım saatte ulaşabilirsiniz. Tren bileti ortalama 4-5 euro civarı.

Not: Ünlü bilim adamı Galilei burada yaşamış. Ayrıca bir zamanlar Juventuslu olan Del Piero da Padovalıymış.

Padova'nın en önemli yapılarından biri, University of Padua. Hatta İtalya'nın en eski tıp fakültesi burada bulunuyormuş. Şehir bana Erasmus yapmam için sinyali yolladı :) O nedenle öğrenci şehri de diyebiliriz. Yaz aylarında daha bir tenha, zaten çok turist çeken bir bölge olmadığından sallana sallana yürüyerek şehri tavaf etmeye başlıyoruz! İsterseniz bisiklet de kiralayabilirsiniz.

Not: Şehrin her köşesinden çeken Padova Wifi hayatımızı kurtardı, ayak basar basmaz şifresiz bağlanabilirsiniz.

Nereler görülmeli? :



Öncelikle söylemeliyim ki Padova tam bir Piazza'lar şehri. Önün arkan sağın solun piazza. Yani meydan. Sürüyle meydan, yüzlerce sokak var. Hepsi de birbirine çıkıyor. Aha kayboldum derken aynı yere geri dönüyorsun, çok zevkli :)

Şehir Venedik'e oldukça benziyor. Kanallar ve hemen yanı başlarında evler görebilirsiniz. Fakat Venedik'teki San Marco Bazilikası kadar heybetli yapılar fazla yok. En meşhuru San Antonio Bazilikası. Şüphesiz ki şehrin en önemli yapısı bu çünkü içerisinde San Antonio'nun naaşı ve bazı özel eşyaları bulunuyor. Giriş ücretli.





Bazilika'nın yakınlarındaki Piazza Delle Erbe adındaki meydanda Palazzo Della Ragione bulunuyor. Mahkeme binasıymış eskiden. İçerisinde dükkanlar, manavlar, balıkçılar var. Ayrıca üst katında piyano yapım workshop'u yapılıyordu biz gittiğimizde. Opera, tiyatro binası gibi de kullanılıyor.


Dünyanın en eski botanik bahçesi olduğu söylenen Padua Botanic Garden ise görülmeye değer. Padova'daki tıp fakültesinde ilaçlar buradan sağlanan bitkilerle yapılırmış. Giriş 5 euro. Eğer meraklısıyım derseniz girmelisiniz ama daha büyük ve güzelleri bizde mevcut. Atatürk Arboretumu, Nezahat Gökyiğit Botanik Parkı gibi. Aklınızda bulunsun.

San Antonio Bazilikası'nın önünde ise Avrupa'nın en büyük meydanı olduğu iddia edilen Prato Della Valle bulunuyor. Her daim canlı, yeşillikler içerisinde. Çocuklar, aileler cıvıl cıvıl. Hatta hafta içi bazı geceler öğrenci tayfası içkileri alıp doluşurmuş bu meydana. Biz de çimlere yayılıp su ve internet molası veriyoruz. Padova Wifi ücretsiz ve şifresiz, instagram'a fotoğraf bombardımanı başlasın!





Biraz moladan sonra yeniden başlıyoruz Padova sokaklarında kaybolmaya...







Padova'nın graffitileri meşhur. Biz buna bayıldık! Bunun gibi pek çoğunu görebilirsiniz.



Ne alınır? :

Padova'ya özel alabileceğiniz pek bir şey yok ama önceki yazıda bahsettiğim Venedik maskelerini burada uygun fiyata bulabilirsiniz. Ayrıca meydanlarda kurulan küçük pazarlarda pek çok antikacı, dokuma halı ve kilimler, magnet ve anahtarlıklar mevcut.

Ne yenir-içilir? :

Padova'da ilk arayışımız serinletici bir şeyler içebileceğimiz ve wifi erişimi olan bir mekandı. Bunun üzerine, gördüğümüz kalabalığın da etkisiyle Palazzo Della Ragione'nin çevresinde bulunan Pasticceria Graziati'de soluklanıyoruz. Burada içerisinde meyve püresi ve aperol olan bir kokteyl denedik. Oldukça leziz ve freshti.


Ve mekanın en güzel yanı, coperto yok! Coperto ne diyeceksiniz; İtalya'da 100 mekanın 99'u, coperto adı verilen, kişi başı ortalama 1,5 euroluk bir ''oturma parası'' alır. Hesap beklediğinizden fazla gelirse bilin ki coperto eklenmiştir. Hatta biz bu adete aşırı kıl olduğumuz için ''kopartma'' ismini taktık :) Fakat o coperto almayan 1 mekanı elimizle koymuş gibi bulduk resmen, günün sürprizi oldu bu.

İtalyanların siestası meşhurdur. Bazı mekanlar 15.00-19.00 arası kapalıdır. Adamlar dükkanı kapatıp eve gidip yatıyor bildiğiniz. Zaten keyfine çok düşkün ve rahatlar. Servis saatlerce sürebiliyor. Türkiye'de 5 dakikadan fazla bekletilince mekanı terk eden insanlarız ama İtalya'da turist olduğumuz için, copertonun üzerine de yatmak olmaz diyerek kuzu kuzu bekledik hep garsonların keyfini.

İçkilerimizi yudumladıktan sonra sokak turumuza devam ettik ve şehrin en iyi pizzasını yaptığı söylenen La Lanterna adlı pizzeriayı aramaya koyulduk. Fakat şehrin büyüsüne kapıldığımız için saatin 5'e vurduğunun farkında değildik ve pizzeria kapalıydı. Kahrolsun şu siesta geleneği!

Baktık neredeyse tüm pizzacılar, makarnacılar kapalı, sadece 1-2 mekan açık. İtalyanlar keyifli keyifli öğle yemeklerini (pardon salatalarını) yiyorlar, hadi dedik oturalım bunlardan birine. Açlıkta baygınlık geçirmiş olacağım ki mekanın adını hatırlamıyorum. Ama La Lanterna'nın karşı tarafındaydı yanlış hatırlamıyorsam.
Ben mantarlı ve sucuklu bir pizza, yanına da İtalyanların özel içkisi olan 1 bardak mangolu spritz söyleyerek keyfe keyif katmaya devam ettim. Önceki gün yediğim için tekrar sipariş etmedim ama mekanın nar ekşili lazanyası da efsaneymiş, yiyen arkadaşım bütün İtalya gezisi boyunca anlattı. Domuz eti sıkıntınız yoksa mutlaka deneyin. (Bu arada ''domuz olmasın'' İtalyanca: non porco)



Pizza beklediğim kadar ahım şahım değildi. Hamuru, lahmacun hamuru gibi çıtır ve sertti fakat lezzetliydi. İtalyan pizzalarında bizim Pizza Hut'lar, Dominos'lardaki gibi bol malzeme bulamazsınız. Maksimum 3-4 malzeme kullanırlar ve onu da çok koymazlar. Üzerindeki tenhalığa yapacak bir şey yok yani. Zaten İtalyanların esas pizzası da sadece mozzarella ve domates sosu içeren Margherita'dır. Adamlar hamurun üzerini kumpire döndürmeyi sevmiyor yani. Pizza yanlış hatırlamıyorsam 7 euro civarıydı.

Padova'da sokak arası pizzacıları da meşhur, take away yaparak, ''kopartma''dan yırtıp 1-2 euroya müthiş dilim pizzalar yiyebilirsiniz.

Mekanın spritzini ise kesinlikle tavsiye ederim. Hatırladığım kadarıyla 1 bardağı 4 euroydu. Serin serin ve bol buzlu acayip gitti o sıcakta. Tadı da lezizdi.

Her şehirde yiyin demiştim, burada da dondurma yemeden olmaz. Gelogolosia adlı dondurmacıda birbirinden leziz ve pek çok çeşit dondurma bulabilirsiniz.



Bu arada ara sokaklarda bir Türk dönercisine rastladığımızı da söylemezsem olmaz, gurur duydum. İtalyanlar yaprak yaprak et görsün, dürüm görsün.

Gece Hayatı: İtalya'da gece hayatı yoktur lafını duyduğumdan beri bütün hevesim kaçtığı için fazla pub-gece kulübü aramadım, zaten Padova bir öğrenci şehri olduğu için, geceleri öğrenciler içkilerini alıp meydanlarda hep birlikte içerlermiş genelde. Kalan kesim de evde televizyon izliyor herhalde. :) Söylenene göre akşam 9'dan sonra mekanlarda pek hayat yokmuş. Böylesine sakin ve huzurlu bir şehirde aksi olsa şaşardım.


Benim Padova notlarım da böyleydi. Size tavsiyem, ''Venedik'e giderim oradan yarım saate geçip 2-3 saatte turlarım'' kafasıyla gitmeyin şehre. 1 gününüzü Padova'ya ayırın, dinlenme tesisi muamelesi yapmayın. Çünkü gerçekten değer. Kendinizi hiç ummadığınız anda bir tarihi esere bakarak kahve yudumlarken bulmanız olası. Ve Padova, benim Floransa'dan sonra en sevdiğim 2. İtalya şehri oldu. Yaşa deseler yaşarım, o kadar söyleyeyim.

Herkese şimdiden iyi seyahatler...

3 yorum:

  1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  2. Merhaba, öncelikle bu bilgilendirici yazı için teşekkürler :) Ben de önümüzdeki yıl bir dönemlik Erasmusla Padova Üniversitesi'ne gitmeyi düşünüyorum. Fakat maddi açıdan zorluk çeker miyim bu konuda çekincelerim var. Genel olarak diğer Avrupa şehirlerine nazaran pahalı mıdır ucuz mudur, sizin yorumunuz nedir acaba? Şimdiden teşekkür ederim :)

    YanıtlaSil
  3. Merhaba,
    Çok keyifli bir yazı olmuş.
    Padova benim için Floransa'dan da bir adım önde. Çok açıklayıcı ve yeterli bilgiler vermişsiniz. Pizza yemek için Rosso Pomodoro'ya gitseydiniz eğer, İtalyan pizzalarıyla ilgili bütün ezberiniz bozulurdu eminim. Siz sanırım anladığım kadarıyla Piazza Duomo'daki biraz da turistik olan pizzacıya gitmişsiniz.
    Keyifli gezmeler...

    YanıtlaSil

Hay ağzına sağlık dedi ve ekledi;