20 Ekim 2013 Pazar

Makyaj Blogları 101

Bana sürekli soruyorlar, şuyum var ne süreyim, bu maskarayı nerden aldın, akmayan kokmayan eyeliner nerden bulunur vesaire vesaire. Şahsen makyaj yapmaya üniversitede başladım diyebilirim. Lise sondayken dersaneye gideceğim zaman bir flormar göz altı kapatıcım bir de avon göz kalemim vardı. Allık neyin bilmezdim. Zaten çok şükür hiçbir zaman fondötendi, bazdı, üstüne pudraydı derken binaya astar çekilecek kadar boyayı suratıma sürmedim. Ergenlikte bile aknem çok azdı, kapatacak bir şeyim yoktu.

Makyaj ve cilt bakımı konusunda ben de birkaç yere, hatta kendi bloguma da yazılar yazıyorum bildiklerim ölçüsünde. Bu konuda araştırıp karıştırmayı çok seviyorum. Bunun için de en büyük yardımcım makyaj bloggerları! O insanlar iyi ki varlar. Gratis'te falan suratsız ve bilgisiz çalışanlarla muhatap olmaktan kurtuldum sayelerinde. Hiç mi üşenmezler, videolar çekiyorlar, ojeleri sürüp sürüp siliyorlar, meslekleri gibi ciddiye alıyorlar bu işi. Vallahi helal olsun. Bu disiplin, bu özen takdire şayan.

Şimdi siz de benim gibi onlar sayesinde bilgilenin, yeni kozmetik diyarlarına doğru koşun ve coşun diye içlerinden en sevdiklerimi önericem;

-Your face, my canvas/ http://gorkemkarman.blogspot.com/ : Ah bu Görkem yok mu bu Görkem. Ben ona Görkit derim hep. Çok geç keşfettim ne yazık ki. Kendisi memleketin Mac'ten sorumlu devlet bakanı gibim bi insan. Ayrıca hem yaş hem de hayat görüşü olarak en çok benzeştiğim bloggerlardan kendisi. Genelde high-end dediğimiz, Türkçe'si kalbur üstü markalarla haşır neşir. Şahsen 2-3 ayda bir parayı kıyıp Mac'e bayıldığım için onu okumadan mağazaya adımımı atmam. Sayesinde ne rujlar ne allıklar keşfettim. Aynı zamanda çok güzel videoları da var. Makyaj dışı konularda da sık sık konuşuruz, dertleşiriz arada. Bebişim ya. Ayrıca kardeşi Buket'i de ilk gördüğüm yerde mıncır mıncır sevicem.

-Chunli Beauty/ http://www.chunlibeauty.com/ : Chunli'mi unutursam yazıklar olsun bana. O kadar tatlı ki. Ayrıca hem evli mutlu hem de çalışan sınıfına giren bir insan kendisi. O kadar işin arasında yok allık swatch'uydu yok cilt bakımıydı nasıl uğraşıyor bir anlayamadım vallahi. Bir de üstüne en güzel makyaj bloggerlarından birisi. Sık sık da yarışma yapıyor, çok cömert bir insan kendisi.

-Ojem rujum rimelim/ http://www.ojemrujumrimelim.com/ : Ay ben bu hatunun upuzun simsiyah saçlarına, selvi boyuna hastayım! Kendisiyle en büyük ortak yanımız göz makyajımızı Dalin'le çıkarıyor olmamız. Adeta birer koca bebeğiz ahah :)

-Güzellik Kazanı/ http://guzellikkazani.com/ : Videolarının has-ta-sı-yım! Çok samimi, çok tatlı. Hiç karşılaşmadım ama sanki çok sevdiğim bir ablammış gibi geliyor. Aşırı tatlı ve kendine çok benzeyen de bir kızı var. O da bizim gibi süslü püslü olmaya aday şimdiden :)

-Make up with style/ http://www.makyajblogum.com/ : O da çok geç keşfettiğim, ayrıca açtığı nefis forum http://makyajpuan.com/ sayesinde daha da bir sevdiğim bloggerlardan. Mac'inden Golden Rose'una kadar çok geniş bir yelpazede sürüyor, sürüştürüyor, bizi de aydınlatıyor kendisi. Allah başımızdan eksik etmesin :)


Aralarından en sevdiğim, kafama uyan, işini ciddiye alan insanları yazdım. Unuttuklarım vardır, gerçi tüm bloglara hakim bir insan da değilim zaten. Fazla okuyunca beyin yanıyor bir süre sonra. Allah başımızdan eksik etmesin valla onları, yoksa kazandığımız üç kuruşu saçma sapan şeylere saçıvericektik. Sayelerinde bilinçli bilinçli alışveriş yapıp rahat rahat sürüştürüyoruz :)

Son olarak; genelde blog altına yorum bırakmaya üşenen bir insanımdır. Yorumlarımı twitterdan yapmayı daha çok severim. Ama bu insanlar bu işi gönüllü olarak yapıyorlar, kimsenin çıkarı için değil. O yüzden beğenmeseniz bile saygısız, saçma sapan yorumlar yapmayın. O yazıların hepsinde emek var, harcanan tonlarca zaman var. İçeriği beğenmeseniz bile kırmadan, yapıcı eleştiriler yapmak en güzeli. Hakaret etmek kimseye bir şey kazandırmıyor. Bloglar, kendinizi tatmin etmeniz için değil, öğrenmek, paylaşmak, eğlenmek için var.

Geldim Gidiyorum vol.584930

Yine geldim yine gidiyorum çucuklar. Fark ettim ki sürekli git gel olmuş hayatım. Bazen acayip yorgun hissediyorum. İki yere de aitmişim gibi gelmiyor. Oku oku oku, İstanbul'a gel önce bi aile kahvaltısı, sonra at kendini sokağa, rutin görülecek insanları gör, yeni yerler varsa keşif yap, Moda'da denizi kokla, Cevo'da(ceviz ağacı) demleme çayın dibine vur, Bağdat Caddesi turu at, Karaköy'e kendini salıp kahve iç derken bu şekilde bir İstanbul ritüelim oluşmuş durumda.

Her geldiğimde aynı şeyleri yapmaktan sıkılmadım desem yalan olur açıkçası. Ama şunu söyleyebilirim ki yazdan beri en güzel İstanbul bu seferkiydi. Şehir her zamankine nazaran bomboştu. Buraya okumaya gelen ve çoğu görgüsüz, orasını burasını dağıtmış insanlar memleketine gitmişti, İstiklal'de tramvay yolunda fotoğraf çektiren şaşırmış güruhtan eser yoktu. İstanbul gerçek sahiplerine, bizlere kalmış gibiydi. 

En son sınavdan çıkıp uçağa bindiğim için 9 gün kitap kapağı açmamak fevkaladenin fevkinde oldu benim için. Dönüşte Radyoloji'de staj başı yapıcam inşallah. Yine hastane koşturmacası, maraton hali, ''kızın sen İNTÖR müsün'' diye soran teyzeler, ''bu çişle ilgili bi bölüm varmış nerde o'' diye sorarken aslında ürolojiyi kasteden amcalar vesaire vesaire. Ama onun zevki de bir başka. Artık kendimi okuyor değil de mesleğimi icra ediyor gibi hissediyorum hastaneye geçtiğimden beri. Her gün bin türlü insan görüyorum. Köylüsü, şehirlisi, mahkumu, tecavüzcüsü derken her kesimden insan var. Samsun, Karadeniz'in merkez şehri olduğu için hastalar sadece Samsun'la sınırlı kalmıyor. Çevre illerden de çok hasta geliyor. O yüzden hastane başlı başına kozmopolit bir oluşum halini almış durumda. 

Şimdi gidiyorum, ocak başına kadar yokum. Fark ettim ki orada da kendi yağımda kavrularak mutluyum. Oradaki sahiplenilme hissi burada yok. İnsanlar ağzının içine bakıyor. Büyük şehir nihayetinde ama elbette İstanbul'un onda biri değil. Bana göre hep küçük şehir oldu orası. Haliyle daha sıcak ilişkiler, insanlarla daha sık görüşme şansı, yolda yürürken bile önümü kesebilen akrabalar olarak geri dönüyor bu bana. 

İlginç bir 9 gün yaşadım burada. Enteresan şeyler oldu hayatımda. Ama misyonumuz her zaman arkaya bakmamak olduğundan bu süreçte yaşadığım her şeyi, her zaman yaptığım gibi burada bırakıp gidiyorum. Orada bambaşka, daha samimi, daha rahat bir hayatım var ve bu her seferinde beynime reset atıyormuşum, yenileniyormuşum hissi uyandırıyor bende. İstanbul'da olan İstanbul'da kalır diyorum, kafam bomboş, içim huzurlu, hafiflemiş bir şekilde gidiyorum. 2,5 ay sonra votkaleymın tekrar sokakların tozunu attırmaya gelecek, kendinize iyi bakın. :)

4 Ekim 2013 Cuma

Kışı Sevmeli mi? Nefret mi Etmeli?

Bu yıl da başka yollara düşmeden kazasız belasız ekime geldik çok şükür. Kış da kendini epey erken hissettirdi. Yazıya başlamadan söyleyeyim; nefret etmeli kısmı bende daha ağır basıyor. Ama sevilmeyecek yanları da yok değil keratanın. Başlıyoruz!

Neden Sevmeli?

1-Kış demek, evde daha çok vakit geçirmek demek. Beni bilen bilir. Çanağım yerinde durmaz. Aynı gün içinde 2 kere kıta değiştirdiğimi bilirim. Gezmek tozmak için ölürüm. Ne uykusuzluk, ne yorgunluk buna mani olamaz; soğuk hariç. Hava soğuk olunca kitabı diziyi alıp, yatak döşek eve gömülmenin, saatlerce tavanla bakışmanın keyfi ayrı oluyor. 

2-Eğer sevgiliniz varsa kış daha da bi güzel. Dilediğiniz gibi sarılır edersiniz. Ele ele tutuşup gezmek daha bir anlamlı hale gelir. Çantaya hırkayı attığınız halde adamların montlarına çöreklenmeyin ama. Yazık yahu.

3-Eğer işiniz gücünüz yoksa yatak daha da bir tatlı hale gelir. Yorgana çift lavaş Adana gibi sarılıp döne döne uyursunuz. 

4-Kaloriferler yandığından çamaşır kurutmak kolaylaşır. (Ev kızı alerted, becerikli hatun arayanlar eqlesin)

5-Çay kahve daha da güzel bir hal alır. Şahsen çaydan da kahveden de yaz kış vazgeçemesem de, yazın o çayı içerken ''bunun harareti aldığını iddia edeni Allah kahretsin'' diye söylenmekten zevk alamaz hale geliyorum. Hem ısınıp hem çaylanmak güzel şey.

6-Yağmur. Altında ıslanması, yürümesi, şemsiye taşıtması pek hoş değil ama sesi güzel, sonrasında şehrin kokusu ayrı güzel. Ama romantizm yapıcaz diye yağmur altında leş gibi öpüşmeyin nolursunuz. Zaten yolda bir an önce kapalı bir yer bulsak diye yardırıyoruz, ortalık karışık bir durun allahınızı severseniz.

7-Yaz kış neredeyse kaynar suyla banyo yapan, 1 metrelik saçlarını sıcak sıcak kurutmazsa rahat edemeyen biri olduğum için yazın epey zorluk çekiyorum bu işleri yaparken. Ama kışın öyle mi? Mis gibi su dökünüyoruz sıcak sıcak. Utanmasam tüm vücudu kurutma makinesiyle kurutucam.

8-Giyinmek daha kolay bir hal alıyor. Bazen montu hiç çıkarmıyoruz bile. İçine anneannemin sandığından çıkma dantelli kazağımı bile giysem üzerinde mont var, kime ne? Sütyen giymeyen güruhu da bunun içine katabiliriz pek tabii. Erkekler, siz bu maddeyi okumadınız sayın.

9-Bu madde erkeklere geliyor: Yazın evinde duramayan adamlar, kışın ''bize gelsene film izleriz sonra da sarılarak uyuruz'' sezonunu açıyor. Hanım kızlarımızın pek çoğu da iki battaniye bir dvd'ye kanıyor. Sarılacak uyuyacakmış bi de. Yav he he ya he.

10-En güzel kısmına geldim: salep, kestane, turunçgiller, sıcacık çorba mevsimi açılıyor. Soğuk çorba diye az kakalamıyorlar ayranları yaz aylarında. Soğuk çorba ne lan? Gavur adetleri bunlar hep. Çorba sıcak olacak, yemek borusunu yaka yaka inecek aşağı. 

Neden nefret etmeli?

1-Bir tıp mensubu olarak ilk değinmek istediğim şey; KLOZET ÇOK SOĞUK OLUYOR. Kış mevsimi resmen boşaltım faaliyetlerini baltalıyor. İtiraf edin çoğunuz ''hadi bitse de gitsek'' diye söylene söylene kalıyorsunuz tuvalette.

2-Çoğu mekanda musluk suları buz gibi oluyor. Şöyle ağız tadıyla kütür kütür el yıkayamıyoruz. Titreye titreye bir hal oluyoruz.

3-Özellikle şu günlerde giyim kuşam büyük sıkıntı oluyor. Daha deri ceket, ne bileyim bir trençkot giyemeden paltoya geçtik arkadaş. 

4-UGG'lar piyasaya çıkıyor. Kısa boylu kızlar çizmeleri değil, çizmeler kısa boylu kızları giymeye başlıyor.

5-Mekanda üzerine kan kırmızısı şal atan erkekler beni derinden yaralıyor :(

6-Çantada sürekli şemsiye taşımak, ıslak şemsiyeyi sokacak yer bulamamak derdi baş gösteriyor. Hadi bizim çanta şansımız var da erkeklere acayip acıyorum bu hususta.

7-Mekan önleri maç çıkışı gibi oluyor. Olay var zannedip bi bakayım diyorsun, meğersem tütünlenme faaliyeti varmış. Sigara içenlere büyük eziyet. Sigaralarını rüzgar içiyor hatta direkt. 

8-Grip, farenjit, soğuk algınlığı mevsimi başlıyor. Paket paket mendiller, nurofen'ler, 1000'lik augmentinler piyasaya çıkıyor. 

9-Hava almak zorlaşıyor. Şahsen temiz hava yürüyüşünü salona tercih edenlerdenim. Ama bu havada pek mümkün değil elbette. Cam pencere açınca millet dövecek gibi baktığı için bulunduğumuz ortamı da havalandıramıyoruz doğru düzgün.

10-Uyanmak, yataktan çıkmak zorlaşıyor. ''Olm bu ne soğuk lan'' sorgulamaları eşliğinde halıyla bakışmalar başlıyor.

11-En önemlisi, en vurucusu, en berbatı: DOĞAL GAZ FATURASI KABARIYOR.

Böyleyken böyle. Şahsen ne kış ne yaz insanıyım. Hava, üşütmeyecek, terletmeyecek, hırkayı giyip üstüne bi şal alıp gezilecek kıvamda olursa benden mutlusu yok. İlerleyen günlerde bu konuda Mikail'e bir dilekçe yazmayı planlıyorum. (ÇARPILDI)