29 Nisan 2013 Pazartesi

101 İstanbul Lezzeti Tadım Festivali

   28 Nisan Pazar günü, Time Out İstanbul ve Mekanist işbirliği ile Ortaköy The Marmara Esma Sultan Yalısı'nda yapılan 101 İstanbul Lezzeti Tadım Festivali'ndeydim. Denize nazır tarihi Esma Sultan Yalısı'nın, sıcacık güneşli pazar gününde birbirinden nefis lezzetlerle tadını çıkardık. 



   Detaylara geçmeden önce organizasyon hakkında düşüncelerimi söylemek istiyorum. Her şey kusursuzdu, tüm standlardaki görevliler oldukça güler yüzlüydü. Sayamayacağım kadar standın hepsinde ''hoş geldiniz'' ile karşılanıp ''afiyet olsun'' ile uğurlandık. O sıcakta, güneşin alnında, sabahtan beri binbir emek vermiş insanların biri bile asık suratlı değildi. Herkes halinden memnundu. E haliyle bu da ortamın enerjisini oldukça olumlu etkiledi.

   Müzikleri ise Lounge Fm'den dinledik. Etkinlik sona erdikten sonra yalının üst katında 360 İstanbul Dj'leri eşliğinde mükemmel bir parti ve dans şovları yapıldı fakat başka bir programım olduğundan maalesef katılamadım. Aklım orada kalmadı desem yalan olur.

   Festivale yeme-içme camiasının önde gelenleri katıldı. Benim en çok hatrımda kalanlar; Çapamarka, Eksen İstanbul, Algida, Lipton, Pinkberry, Kaşıbeyaz, Tuborg, Develi, Günaydın Steak House, Virginia Angus, Cook Shop, Cahide, Num Num ve sayamayacağım daha bir sürü katılımcı... Ayrıntılı listeye yazının sonunda vereceğim linklerden ulaşabilirsiniz.

   Gelelim herkesi en çok heyecanlandıran ne yedik ne içtik kısmına! 



   Deniz tarafında ocakbaşı ve mangallar kurulmuştu. Bir ara Günaydın Steak House'un sahibi kendi elleriyle et pişiriyordu. :) Zaten festival alanına kahvaltı bile yapmadan giriş yapmış bir insan olarak kokuyu takip ettim ve kendimi mangalın başında buldum. En sevdiklerim; Virginia Angus'un burgerleri, Develi'nin çiğ köftesi, Hamdi'nin fıstıklı kebabı, Egg&Burger'ın cheeseburger'i, Antiochia'nın soslu dürümleri, Çok Çok Thai'nin köri soslu tavuğu, Kaşıbeyaz'ın kebabı. Hepsini şiddetle tavsiye ediyorum. Hatırlamadıklarımdan özür diliyorum. Damak tadı da şaşırdı haliyle o kadar yemeğin içinde. :)

   Deniz ürünlerine gelirsek; Sunset'in sushileri çok lezizdi. Cibalikapı Balıkçısı ise benim de çok sevdiğim balık turşusuyla katılmıştı. Cunda Balık da Girit Böreği'ni beğeniye sundu ama denemeye bir türlü fırsat olmadı. Fakat daha önce tatmış olduğumdan üzülmeme gerek kalmadı.



   Kantin'in ve Paul'ün nefis ekmekleri, Alesta'nın mantısı, Piola'nın ve Pizano Pizzeria'nın pizzaları ve Papermoon'un risottosu ile karbonhidrata doyduk.

   Carnaval Büfe'nin kızarmış peynir topları ise blush ile bir gitti ki sormayın... :)




   
Gelelim, yalının giriş katını olduğu gibi kaplayan, baş döndüren tatlılara! Şerbetlisinden sütlü tatlısına, dondurmasından lokumuna kadar türlü türlü tatlı mevcuttu. Sütlü tatlılardan; Martı İstanbul Otel'in çilekli panna cotta'sı, Ace Restaurant'ın balkabaklı terrine'i, Galata Muhallebicisi'nin tavuk göğsü ve tabii ki Cook Shop'un efsaneleşmiş Magnolia'sı enfesti.

   

Semiramis'in cevizli asabesi(internetten de sipariş verilebiliyormuş), Lolishop'un el yapımı şekerleri, Pinkberry'nin yoğurtlu dondurması da tadı damağımda kalanlardan...

   Yeme içme faslını bitirdikten sonra, Kuru Kahveci Mehmet Efendi'nin mis kokulu Türk kahvesi'nin yanında çifte kavrulmuş fıstıklı Hacıbekir lokumları ve Vakko'nun çikolatalarıyla cila çektik. :)




   İçeceklere gelirsek eğer; bira deyince çoğu kişinin aklına ilk gelen markalardan olan Tuborg bize eşlik etti. Siyah Belçika birası Leffe'yi tattım. Açık havada güneşin alnında tamamını içmeye pek cesaret edemedim. :) Kendimi şaraba verdim. Arcadia Wines, Suvla ve Urla'nın şarapları ve en en en güzeli de Tektekçi'nin mükemmel shotlarının tadı damağımda kaldı. Unutmadan, Bubble in Tea'nin buzlu ve balonlu çaylarını da şiddetle öneririm. Sıcak havada serinlemek için oldukça elverişli.

Tüm bunların yanında, Doors Academy'nin birbirinden güzel workshopları vardı, Çapamarka mükemmel bir sofra hazırladı. Usta aşçı Refika Birgül'le de keyifli bir sohbet gerçekleştirildi, mutfaktaki tüyolarını ve bazı anılarını bizlerle paylaştı. 

Yediğin içtiğin senin olsun, gördüklerini anlat derler ama ben Mekanist'in sloganı olan ''Yediğin içtiğin meşhur olsun''u seçtim, mide fesatı geçirmeye beş kala ayrıldığım festivalde damağımda en çok kalan tatları, mutlaka uğramalıyım dediğim restoranları sizinle paylaştım. 

Unutmadan, bize İstanbul'un en güzel lezzetlerini sunan, mis gibi Boğaz manzarasında bol sohbetle hem gönlümüzü hem damaklarımızı şenlendiren Time Out İstanbul, Mekanist ve diğer tüm sponsorlara teşekkürler!

Festivalde yer alan diğer lezzetleri de http://www.101lezzet.com adresinden inceleyebilirsiniz!




1 Nisan 2013 Pazartesi

Yeter ki Arkana Dönüp Bakma

Yorgunum. Her zamanki gibi.

Parmağımı kaldıracak halim yok, halim olsa dermanım yok. Canım istemiyor. 

Kalktım bir çay koydum. Oturdum düşündüm. Uzun zaman sonra boş boş oturup tavan seyrettim. 

Daha 21 yaşımda ne çok şeyle doldurmuşum hayatımı. Kimleri sokup çıkarmışım ömrüme. İlişkiler, arkadaşlıklar, kayıplar, başarısızlıklar derken ne çok şey yaşamışım ama umursamamışım. 

Geriye dönüp bakmamışım hiçbir zaman. 

Kendimi işe, derse, filme diziye vermişim. 

Yaşadıklarımın üzerine düşünme fırsatını yaratmamışım. 

İşime gelmiş çünkü hep. 

Yaşadığınız kötü bir olayı sıcakken bile kafanıza takmazsanız, üzerinden belli bir süre geçtikten sonra isteseniz de üzülemezsiniz. 

Belki aylardır ağladığımı bile hatırlamıyorum. Belki sene bile olmuştur.

Kendimi sıkıyorum, yaşadığım olumsuzlukları ardı sıra düşünüyorum, sıkıyorum sıkıyorum yine ağlayamıyorum.

İçine atarsan bir gün bir yerde mutlaka fire verirsin derler ama düşünüyorum da içime attığım bir şey bile yok.
Yaşıyorum, ders çıkarıyorum, gerisini geçmişte bırakıyorum. 

Sınavım kötü geçecek diye veya banka kartımı kaybettim diye ağlasam, yarın öbür gün bir yakınım ölünce bu saçma sapan şeyler için döktüğüm göz yaşlarımdan utanırım. 

Mümkün olduğunca pozitif yaklaşıp ''her işte bir hayır vardır'' demek olgunlaştığınızın göstergesi midir, yoksa duygularınızdan sıyrılıp giderek kalbinizin nasır tuttuğunun mu? 

Neyin göstergesi bilmiyorum ama hayatımı büyük ölçüde etkilemeyecek şeylere üzülmeyi kendime yapacağım bir tür haksızlık olarak görüyorum.

Ağlamayı, kendini eve kapamayı, depresif şarkılarda boğulmayı, komaya girecek kadar alkol almayı çare olarak görmeyin. Her zaman önünüze bakın, üzülmeyin. Alınacak dersi alın, geçin. Benim ağzım henüz yanmadı. Umarım hiçbir zaman da yanmaz.