23 Şubat 2013 Cumartesi

Gece Kulübü mü? Bir Daha Tövbe!

Merhabayın. Dün psikiyatri zımbırtısının sınavı vardı. Şaka maka fakülteye ayak bastığımdan beri ilk defa sınav fullledim lan. Hala onun şoku içerisindeyim. Öhm. Neyse.

Bizim rutinimiz, sınava 1 hafta çalışmaya başlamak, sınav sonrası dağıtmaktır. Dağıtmak dediim de 2-3 gün. Sonra yeni blok başlıyor zaten, yine ders dinlemeye devam.

Dün sınavdan sonra yemek yedik falan. Napsak ne etsek derken canlı müziğe gidelim, kafamız dağılsın dedik. Yeni bir bar açılmış, çok güzel bi yer olmuş. Tek üniversiteli masa bizdik, geri kalan iş çıkışı takılmaya gelmiş bizınıs kişiliklerdi. Biraz kasılmadık değil ama olsun, beğendim mekanı. Müzikler de harikaydı.

Neyse buraya kadar her şey normal. Sonra gece kulübü tarzına döndü ortam. Saat de öyle geç değil çok. Ben İstanbul'da da olsam, Malatya'da da olsam gece kulübü olayını pek sevmem. Alelade ve ucuz gelir. Birileri kendi çalıp söyleyecek, eşlik edeceksin, bi daha bi daha yapacaksın. En önemlisi de birbirine ne dediğini duyacaksın lan. Gece kulüplerinde müzik o kadar yüksek oluyor ki kalbim hopluyor resmen. Şekerim düşüyor. Bir de canlı müzik dinledikten sonra gidecektik tabii, kafa zaten kazan olmuş.
Bu arada ben dışarıda çakırkeyf bile olmayı sevmem, geçtim sarhoşluğu. Görülmemiştir yani öyle bir hadisem. Arkası toplanan değil, birilerinin arkasını toplayan olurum hep. Kaldı ki 1-2 birayı da geçtim, dün hiçbir şey içmedim. Aksine kahve içtim çok lazımmış gibi, algılar açık yani. Tezeği avuçladın votkaleymın diyorum kendi kendime. Öte yandan evde çeviriler bekliyor. Amaan koy gitsin, olmadı ''bebekte üç beş tur atarım'' der el sallarız dedim saldım çayıra.


''Samsun'da gece hayatı var mı yaa'' falan diyor arada arkadaşlarım. Dur bakayım, bi İstanbul'la kıyaslayayım dedim. Gittim gördüm. Varmış. Hem de hayvanlar gibi varmış. Eğlenmeye aç insanlar. Kudurmuşlar resmen. Müziğin hakkını verme konusunda biz İstanbullulara tur bindirirler öyle diyeyim. Biz de eğlenmedik mi, eğlendik doğruya doğru. Ama bir kez daha anladım o tip yerlerin bana göre olmadığını.

Gece hayatının raconu her yerde aynıymış onu gördüm. Lavaboya gidelim dedik bir ara, götüne kadar açık elbiseli kadınlar, kafam kadar platformlu topuklar, postişli saçlar, ne ararsan var. Biz spor ayakkabıyla yorgunluktan geberdik, hatun 15 puntoluk ayakkabıyla öyle bir zıplıyor ki kafası tavana değecek. Kezban gibi okuldan çıkıp gelmişiz zaten. Bunalıma girdik resmen. Nereye düştük lan dedik. 

Anladım ki; orospuluğun memleketi yok, çok afedersiniz. Yollu olan her yerde yollu yani. Transı mı dersin, adamların para verip hoplattığı ucuz kadınlar mı dersin hepsi var. Sıçanlar, kusanlar, barmene sulananlar derken 1 yıllık iğrenme kapasitemi doldurdum dün. ''Ulan Samsun'da ne tipler yaşıyormuş be'' dedim. 3 yıldır göremediğim kadar insan modeli gördüm. 

Açıkçası, tiksinmekten de öte üzüldüm lan. İnsanlar kendini nasıl bu kadar kolay elletiyor, kontrolü nasıl bu kadar kaybedebiliyorlar, dedim kendi kendime. Dün geceden hatrımda kalan tek şey, platin sarısı saçlı siyah dip boyalı kızın ağzına parmak atıp kusmaya çalışması. Onun üstüne de diyecek bir lafım yok. Dilerim Allah'tan, anası babası varsa sahip çıksın bunlara. Komşusu görüp ispiyonlasın falan ''senin kız heriflerle fink atiyy'' diye. Bir çeki düzen versinler kendilerine. 

Bu kadar eleştiri yeter. Şimdi elit elit dizilerimi izlemeye devam edeyim ahah. Ay, gülerken viskim yere döküldü:(

14 Şubat 2013 Perşembe

Bir İnsan Sevgililer Günü'nü Neden Sevmez?

An itibarıyla 14 şubat hedesine girmiş bulunmaktayız. Öncelikle uyarayım; bayram, kandil, yılbaşı gibi günlerde toplu mesajlarıyla bizi sevindiren(!) mor mesajcılar, bugün öyle bir gün değil. Şimdi sakin olun ve o telefonu elinizden bırakın, sevgilinizle mi öpüşeceksiniz napacaksanız yapın.

Şahsen Sevgililer Günü'nü sevmeyen gruptanım. Twitter'da okuduğuma göre hiç de yalnız değilim. Zaten kime sorsan Serdar Ortaç dinlemez ama şurda bi Poşet çalsak herkes ezbere söyler. Bu da öyle bişey, sevgililer günü mü? Kapitalist düzenin oyunları yahu bunlar eheh:) diyen adamı 14 şubat için hediye bakarken basmış insanım nihayetinde.

Peki bir insan sevgililer gününü neden sevmez?


1-Sevgilisi yoktur: E en mantıklı sebep bu. Adam zaten sap sap dolaşmaktan baymış, öpüşen çiftleri görmemek için sinemaya bile gitmeyecek kıvama gelmiş, e sevgililer günü gibi aşkın gözümüze gözümüze sokulduğu güne bok atmak en doğal hakkı. Yürü karşim.

2-Genel olarak hayatı sevmiyordur: Bunlar hayattaki her hadiseye karşı tepkisi olan tiplerdir. Toplumda pek sevilmeyen biri ölür, ''ölünün arkasından konuşulmuaazz'' diye twitter'da atarlanır. Milli bayram olur, profil resmini Atatürk yapanlara atarlanır. Yani bu tipler hiçbir şeyi sevmez, hayatı tepki göstermekten ibarettir.

3-Parası yoktur: Eminim birçoğumuz bu duruma düşmüşüzdür. Doğum gününe, yıl dönümüne zor yetişiyor adam. Bir de elin Katolik'lerinin kıçından uydurduğu güne mi ayak uyduracak? Onun için sevgililer günü, ''bir bu eksikti''den başka bir şey değildir.

4-Uzun yıllardır evlidir: ''Gelmişiz 65 yaşına, evleneli olmuş 30 yıl, ne sevgililer günü yahu. Gavur icadı şeyler cık cık cık'' der. Evet bu maddede babamı anlattım. Eşinle yapılabilecek her şeyi yapmışsın, hayatını vermişsin, çocuklar kazık kadar olmuş, bir de ergen gibi sevgililer günü mü kutlayacaksınız? Zaten evlilik yıl dönümünü bile zor hatırlıyor adamcağız. Yürü be babam!

5-Bir gün değil her gün'cüler: Bunlar da sağlam muhalefettirler, ama bunu romantik kılıflarla kapamaya çalışırlar. Bütün milletin bir arada kutladığı özel gün olmaz annem. O ancak Zafer Bayramı olur. Çok seviyorsan bunu yılda tek bir gün kutlamana gerek yok kanımca.

6-Sürü psikolojisine kapılmışlar: Kendi olmayı beceremeyenlerdir. Aslında içlerinden höykürürler ''ULAN KEŞKE KUTLASAK'' diye. Sırf farklı olayım, klasik aptal aşık stereotipine bürünmeyeyim diye ortama ayak uydurur. Hani sevgilisi bir sürpriz yapıp 14 şubatta yemeğe çıkarır belki diye, topukluları, elbisesi ve kırmızı rujuyla evde hazır beklemektedir.


Böyleyken böyle yani. Kutlamamak herkesin kendi tercihi tabii ki. Kimseyi ''ay sevgililer günü mü kutluyolar, ıyyk kezolar'' diye eleştirecek halimiz de, hakkımız da yok. Gerçekten hissederek, zorunluluk hissetmeden kutlayana diyecek sözüm yok. Allah daim etsin.

Peki siz hangi gruptansınız?

1 Şubat 2013 Cuma

Mimlenmişiz!

Mim de mim diye tutturuverdiler gari yine. 11 soruya cevap verecekmişiz ve hakkımızdaki 11 gerçeği açıklayacakmışız. Valla yazacak konu bulamıyordum iyi oldu. Yoklukta gideri var ya bu mimlerin:p

1)Burcunuz nedir ve sahip olduğunuz özellikleri nelerdir?
Yengeç. Burç muhabbetleri benim için safsatadan öteye geçemiyor. Özelliklerimden de haberdar değilim.

2)Tek bir ürünle tüm makyajınızı yapmanız gerekse neyi seçerdiniz?

Eyeliner!

3)Telefon,cüzdan,makyaj çantası.Bunlardan hangisi olmadan dışarı çıkmazsınız?

Telefon ofkors.

4)M.A.C.'te %60 indirimin olduğu tek gün en yakın arkadaşınızın nikahı var,her anında yanında olmalısınız.Hangisini seçersiniz?

%70'ten aşağısına kimseyi satamam.

5)Hayatınızı değiştiren kişi kimdir?

Ailem diyelim:)

6)Hayatınıza yön verdiğini düşündüğünüz film hangisidir?

Film izlemeyi pek sevmiyorum ben ya. Sinemadan sinemaya neredeyse. Diziciyim ben. Diziler üzerinden konuşursak; Pretty Little Liars sayesinde kimseye kolay kolay güvenmemeyi, The Big C sayesinde de en ölümcül hastalığa bile kapılsak moralimizi yüksek tutmanın ne kadar önemli olduğunu öğrendim.

7)........... asla vazgeçmem.Boşluğu doldurun.

Ayfönümden!

8)Güneşin parladığı bir günde gezmek mi yağmurlu bir günde kulaklıklarla yürümek mi?

1.si. Yağmur çamur demeyin bana ya. Tumblr kızı olucaz diye donumuza kadar ıslanıyoz:(

9)"Bu kadar para bayıldım bu mu olacaktı yani"dediğiniz 3 şey?

Mango'dan aldığım, 3. giyişimde tüylenen kazak.
Kokusu çok güzel olan ama iki adım yürüsen anında uçan Burberry Weekend parfüm.
Rengini çok severek aldığım ama dudağımda sadece yarım saat durabilen Yves Saint Laurent ruj.

10)Karşınızdaki insan nasıl olursa sizin için başlamadan biter?

Yalan söylerse. Arkamdan iş çevirmeye kalkarsa.

11)"Önce kariyer,sonra evlilik.Rahat etmek lazım."mı yoksa"Sevdiğim insanla olduktan sonra her şey olur."mu?

İlkokuldan beri belirli bir düzenle ve disiplinle çalışmaktan helak olan biri olarak, gözümden yaş gelerek kanırta kanırta okuduğum okulum tabii ki önce gelir. Ama hiçbir şey için büyük konuşmamak lazım.

Hakkımdaki 11 gerçek:

Domatesin çekirdekli kısmını ağzıma bile süremem.
Neredeyse kaynar suyla banyo yaparım.
Birinin bana ıslak elleriyle dokunmasından nefret ederim. Fobi diyebilirim hatta.
40 dakikalık diziyi 2 saatte izleyebilecek kadar gevşek olabiliyorum.
Kahveyi sütsüz şekersiz, zift gibi severim.
Televizyonu eurosport ve lig tv olmasa evden bile kaldırabilirim. Öyle gereksiz.
İçinde bir şey olmayan, sadece sütlü çikolatayı öldürseniz yiyemem.
Kışın bile soğuk su içerim. Ilık su midemi bulandırıyor:(
Lafı gelmişken, su içmekten nefret ederim. Bırak günde 2 litreyi, haftada 2 litre bile benim için büyük başarı.
İçerisinde güzel müzik çalan her türlü mekanda oturabilirim. Salaş veya lüks olması fark etmez.
Maddi değeri ne olursa olsun sürprizlere bayılırım. Özellikle çiçek yollanmasına. Yapan insanı ömrüm boyunca asla unutamam.