24 Mart 2013 Pazar

Bizim Çocukluğumuz vs. Şimdiki Çocuklar

Geçen gece oturuyoruz öyle barın birinde. Restoran-bar. Yemeğini yiyen de var içip müzik dinleyen de. Arkamızda da bir grup var. Evli mutlu çocuklu sürüsü. 3 çiftin üçünün de birer çocuğu var, hepsinin ellerine vermişler ipad'leri. Dikkatle izledim. Bütün gece çıt çıkarmadan oyun oynadı, mala döndü çocuklar radyasyondan.


Sonra durdum düşündüm. ''Biz böyle miydik lan?'' dedim. Kalabalık bir toplaşmaya gidildiğinde ''ANNEAA'' diye canına okurduk kadıncağızların. Herkesin ilgisi üstümüzde olsun isterdik. Enerjiyi boşaltana kadar tepinip sonra da sıcacık kucaklarda sızardık. Şimdiki çocuklar bir şeyler elde etmek için çabalayamıyor bile. Ne isterlerse ellerine veriliyor, her dışarı çıkıldığında en az bir oyuncak alınıyor. Çoğu, paketi bile açılmadan evde bekliyor.


Biz n'aptık? Ablamızdan abimizden, kuzenlerimizden kalanlarla oynadık. Ben çocukluğum boyunca babamı Toyz Shop'a sokup bir kere barbie aldırdığımı hatırlamam. Paramız mı yoktu? Vardı çok şükür. Ama şımartılmadık. Hayatımın en büyük atraksiyonu babamla alışverişe gittiğimizde alışveriş arabasına çaktırmadan jelibon atmaktı. Müthiş emrivakiydi. Babam kasada geçirdiklerinde bir şey de diyemezdi. Ölürdüm zevkten.


İlkokul-ortaokul zamanlarından bahsediyorum tabii. Kendi yaşıma göre bir 8-10 yıl öncesi bu anlattıklarım. Hayat daha güzeldi be. Elde edilmesi, kazanılması daha zordu. Avcumuzun içine kocaman paralar konmazdı. Parayı bakkala giderken verilen ekmek parasından artırırdık biz. Sonra da artan parayla o kocaman fileden plastik top alırdık. Onu çıkartmak da dünyanın en zor işlerinden biriydi. Bir de en ufak gül dikenine değse patlardı bok yiyesice. Çocukluğum boyunca en az 15-20 tane almışımdır. Ya da cips alır, cipsi yemeden atar, içindeki pokemon tasolarıyla eğlenir dururduk. Tek bir tasoyla zilyon tane tasosunu söğüşlediğim çocuklar olmuştur. 250 tane tasom vardı be. Koleksiyonerliğe daha el kadarken başlamışım resmen. Hey gidim hey.


Şimdikiler gibi bütün gün evde Sims/Fifa partisi yapmazdık. Bizim hayatımız sokaktaydı. Evcilik bile sokakta oynanırdı. Ağaç yaprakları para, arabaların üzeri tezgah olurdu. Okuldan dönüp servisten inince eve çıkmadan, çantayı kaldırıma savurup üzerimizde önlükle başlardık oynamaya. Saklambaç, kör ebe, ortada sıçan, yerden yüksek, Allah ne verdiyse... Sonra anne kişisi bağırırdı camdan. Eve çıkıp yemek yiyip yine inerdik. Akşam ezanıyla da eve girerdik. Komşuların ''bu ne gürültü bee'' diye çığırtmalarıyla yankılanırdı kulaklarımız. 3 dakika sesimizi kısar, sonra volümü yine yükseltirdik.



Hava atılacak en büyük nesneler, bisiklet, scooter, barbie evi, en fiyakalısından futbol topu falandı. ipad de neymiş ulan? Aylarca diretip aldırdığım bisiklet dururken anamın elime tutuşturduğu kıytırık ipad'ini napayım ben?
Düşüp dizimiz kanadığında sallamazdık bile. Kanı ağaç yaprağıyla sildiğimiz olurdu. Sonra da aynen devam ederdik oyuna. Şimdiki el bebek gül bebekler gibi ana kucağına koşmazdık. Çiçek koparıcam diye kaç metrelik uçurumun kenarında gezdiğimi bilirim. Bedava yaşıyorum şu an, onu fark ettim bu yazıyı yazarken.


Bunlar neden mi aklıma geldi? Evde ders çalışıyorum, çeviri yapıyorum. Ayağım da sakat olduğu için kaç gündür hep evdeyim. Havalar da ısındı. Bizim mahalle çocuk yuvası gibi. Şehrin 10-14 yaş nüfüsunun %90'ı buraya toplanmış. Sabahtan akşama top koşturuyorlar, ya da karşıdaki internet cafe'de oyun oynuyorlar. Çocuklara ''sessiz olun biraz laan'' diye bağırmak için ağzımı açıyorum. Sonra susuyorum. Ağzımdan çıkmıyor o kelimeler. Bize bağıran teyzelere ''üff ne var be oynıcaz tabii çocuğuz biz'' diye iç geçirmelerim geliyor aklıma. Boğazımda sıkışıyor o söylemeyi planladığım atar dolu laflarım. O yüzden bırakın, oynasınlar.
Bizim başımız ağrır belki ama hiç olmazsa bütün gün bilgisayara bakmaktan embesil olmuş bir geleceğimiz olmaz. Arkamızda, Counter oynayıp ''sis atma oç'' diye bağırarak değil, düşe kalka büyüyen bir nesil bırakmış oluruz.


7 yorum:

  1. bi' an mahallede bağıra çağıra top oynadığımız zamanlara ufak bi' yolculuk yaptım ve geri geldim. eyvallah :) bu arada bende bende olan tasolarımı mahallenin çocuklarına para ile satıyordum, neden şu işletme okduğum o zamandan belliymiş sanırım :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ben dünyaları verseler satmazdım :)

      Sil
  2. Bu çok üzücü gerçekten. Çocuklar aileleriyle artık çok daha az vakit geçiriyor. Aile içinde de çatlamalara neden oluyor. Gelecek çok daha kötü olacak.

    YanıtlaSil
  3. merhaba yazını çok beğendim:) benim zamanımda çocuklar dersaneye lise sonda giderdi şimdilerde hem dersaneye hem özel derse hem piyano hem yoga vs. saymakla bitmiyor maalesef! çocuklara aşırı yükleniyor anne babalar çocuk çocukluğunu yaşamadan bir bakıyor büyümüş! Gelecek nesilerden endişe duyuyorum:/ blogunu takibe aldım:) ben de yeni katıldım blog dünyasına bakmak istersen http://myworldinthebooks.blogspot.com/

    YanıtlaSil
  4. Tesekkur ederim :) kitap blogu anlasilan, cok sevdigim alanlardan biri. Hemen inceliyorum, size de basarilar dilerim...

    YanıtlaSil
  5. Yazı çok güzel olmuş, eline emeğine sağlık.
    İnsan düşünüp kendi çocukluğuyla karşılaştırmadan edemiyor. Benim yaşım +10 yıl olunca fark biraz daha açıldı ama tema aynı.
    Gerçek dünya vs. dijital
    ve artık aynı masada oturup konuşmak yerine ekranlara bakan insanlar doğal manzalara
    Aynen şimdiki gibi... Ben bilgisayarımda yorum yazıyorum eşim telefonuna bakıyo : )

    YanıtlaSil
  6. Bu embesil çocuklardan biri benim kardeşim :)

    YanıtlaSil

Hay ağzına sağlık dedi ve ekledi;