29 Ocak 2012 Pazar

14 Şubat Kaçınılmazsa, Hediye Almaya Bakacaksın


Huu! Sevgilisi olan insanlar, sevgililer günü deyince yüzü ekşimeyip gülen insanlar; siz sevgilinizle koklaşırken ben burada ne hediye alırsınız da kız kısmısını mutlu edersiniz diye dşüşündüm. Birbirinden ünlü, güzel markaların sevgililer günü koleksiyonlarından sizin için en orijinallerini seçtim yavrılarım. Bu kıyağımı unutmazsınız artık:p



1- Ladurée Macaron Kutuları: Şu macaron denen Fransız icadı şey nereden girdi hayatımızın göbeğine oturdu bilmiyorum ama kızların büyük bir kısmının kalbini çaldığı kesin. Pastaneden 2 kilo kuru pasta alsan kafana fırlatırlar ama şu kutuyu alıp gitsen dünyanın en düşünceli erkeği olursun vallahi. Ben de pek anlam verebilmiş değilim ama varsın sevgili insanı mutlu olsun.

2- MAC Makyaj Ürünleri: MAC bir adam olsa sevgililer günümü onunla geçirmek için sekiz takla atardım. Bir markanın paçalarından bu derece kalite akar mı arkadaş! Kız arkadaşınıza pembeli moılu güzel farlar rujlar alabilirsiniz pek tabii ki. Hoş bir seçim olur.

3- Swatch Saat-Aksesuar: Saat deyince aklımıza gelen ilk marka Swatch'dur şüphesiz. Gençliğinde vitrinlere bakıp kolunda hayal etmeyen yoktur herhalde. İlle de aylavyu'lu bir şeyler istiyorsanız, bırakın oyuncak ayının üzerinde değil de şık bir saatin üzerinde yazsın. Bence gayet yerinde bir hediye olacaktır. (bu arada beyler, hediyenin üzerinde yazan aylavyu'ları kabul etmiyoruz, bizzat ağzınızdan çıkacak o kelimeler haberiniz ola)

4- Victoria's Secret İç Çamaşırı-Parfümeri: Vee vee ve Victoria's Secret! Resmi iyi kiş 1 numaraya koymamışım, vallahi kadına bakmaktan aşağı inmezdiniz:p Bu resimdeki hediye modelin kendisi değil, üzerindeki beyler. Aman hedefi şaşırmayalım, sevgiliyi üzecek hareketler yapmayalım:) Victoria's Secret ürünlerini City's Nişantaşı'ndaki mağazasında bulabilirsiniz.

5- Goldaş Takı-Mücevher: Bu seti de daha orta yaşlara, veyahut evlilere hitaben koydum. Sakın gidip liseli sevgilinize bunu alıp gitmeyin:) Bence bir çift küpe ve yüzükten oluşan gayet şık bir set. Kalplerle bezenmiş olması da günün anlam ve önemini fazlasıyla vurguluyor. Bu şık seti Goldaş Sevgililer Günü Koleksiyonu'nda bulabilirsiniz.

6- Linens Ev Tekstil Ürünleri: Şu nevresim takımını gördükçe kendimi içinde hayal ediyorum, bir mutlu bir şen oluyorum yahu. Kalp patlaması yaşıyor resmen, pembeler morlar maviler cıvıl cıvıl. Sevgilim yatarken bile beni düşünsün, benim hediyem onu sarıp sarmalasın istiyorsanız doooğğru Linens'e!

7- Miu Miu Çanta- Aksesuar: Ah Miu Miu! Boş zamanlarımda sitesini açıp açıp ürünleriyle aşk yaşadığım marka. Sen ne yaparsın da kötü olur ki! Anahtarlık normalde pek tatmin edici bir hediye değildir fakat aynı şeyi bunlar için söyleyemeyeceğim. Hem belki ileride birlikte oturacağınız evin anahtarı takılır oraya, bilinmez:)

8- H&M Tekstil Ürünleri: Biraz da üst başa bakmak gerekirse size H&M'i hatırlatmak isterim. Sevgililer Günü Koleksiyonu oldukça kalpli, mesajlı, aşklı meşkli olmuş. Hem öyle her şey pembeli morlu da değil. Siyah beyaz bir tişörtle de aşkın nasıl anlatılabileceğini gösteriyor bize H&M :)

 9- So Chic Aksesuar: Bu pek şirin yavru ağzı, ısırıklı elmalar da So Chic Sevgililer Günü Koleksiyonu'ndan. Bence iPhone elmasından bile kat kat değerli, zarif, şık bir elmalı küpe:)



Elimden geldiğince size fikir verebileceki yol gösterecek şeyler bulmaya çalıştım. Daha 2 hafta olmasına rağmen özellikle erken koydum ki düşünecek zamanınız bol olsun. Unutmayın, ne hediye seçerseniz seçin en önemli şey paket ve içine iliştirilmiş içten bir nottur, e gün Sevgililer Günü olunca bir de ağızdan çıkan o iki kelimedir. Hadi hadi anlamamazlıktan gelmeyin, 14 şubatı beklemeden gidin bütün sevdiklerinize söyleyin o güzel cümleyi:)

28 Ocak 2012 Cumartesi

İstanbul Dediğin 1 Ayda Bile Özlenir

İstanbul'da hava çok soğuk. Pardon soğuk mu dedim? Özür dilerim. Hava çok buz, hava çok eksi 10 derece. Balkona çıkıp çiçek sulamaya kalksam su akmadan donar diye korkuyorum. Öyle bir rüzgar var ki araba ağaç kökünden çıkıp üzerime düşecek paniği içerisindeyim.

Tüm bunlar gerçekleşirken sokağın ortasında durdum düşündüm: ben manyak mıyım yahu? Orada evin sıcacık duruyor, televizyonla zilyon tane maç, izlenecek diziler, ders de yok finaller bitmiş. Bir gün de evde otur keyif yap be kardeşim. Çek kafana kadar polar battaniyeni, al eline mis gibi çayını kahveni, perdeyi de aç sonuna kadar, karı(!) seyrede seyrede otur evinde.

İstanbul'u çok özlemişim daha 1 ay olmadı ayrılalı. Canına yandığımın şehri de sömestrda etkinlik kaynıyor.
Tatilin en büyük talihsizliği Tisfest gösterimlerinin ve İstanbul Fashion Week'in tam tamına aynı günler arası olması. Öte yandan biri Pera Müzesi'nde, öbürü Odakule'de. Yani aralarında mekik dokumak oldukça kolay olacak. E buna da şükür demek lazım.

Ve tabii ki İnönü'yü özledim. Her seferinde dediğim gibi bu sene ligi pek sevmiyorum. Ama bu asla ve asla Beşiktaş'tan soğuyacağım anlamına gelmiyor.

Görmeyeli güzel şehrim İstanbul epey bir boşalmış sanki. Trafik olsa da benim için fark etmez. İstanbul'un trafiği bile güzel. Şimdi bu cümlemden sonra bana 'hadi ordan' diyen çok olacak ama, bu cümlemi onaylamanız için İstanbul'dan bir süre uzak kalmanız gerek. Kalın, sonra bir daha konuşalım:) Şimdilik benden bu kadar...

21 Ocak 2012 Cumartesi

Çapraz Bağlarım Koptu Kopacak

Selam gencolar. Tee 2012'nin başında kendi kendime söz verdiydim ''bu sene her hafta 2 tane yazı yazarım, net!'' diye. 1 hafta söktü, sonrası gelmedi. Allah sizi inandırsın bilgisayarın yerini zor hatırladım bugün. Klavyedeki harflerin yerini unutacakmışım utanmasam, tam 12 gündür yazı mahiyetinde tek bir harf bile girmemişim eyvahlar olsun ki. Vallahi keyfimden değil. Çok yükleniyorlar bu kula. Daha önce anlatmıştım bizim okulun sistemi biraz 'farklı'. Her ay sınav oluyoruz anacım, dönem sonlarında birer de final hobareey bütün sene ders çalış dur. Millet ne güzel ''ayy final haftasııaaa'' diye gerine gerine bir şekilde atlatıyor o sınavları. Ama bizde sürekli sınav stresi. Şöyle sınavdan sonra rahat rahat postu seremiyoruz bile. Sereceğimiz en fazla 1-2 hafta yani. Ama millet öyle mi? Finalini atlatan arkadaşlarıma bir rahatlık geliyor, bir nur iniyor ki yüzlerine; tam böyle kışlık salçasını reçelini yapmış kilere koymuş ev hanımı rahatlığı. Çok özeniyorum bazen. Resmen futbol takımı gibiyiz azizim! Vallahi yakaında çapraz bağlarım kopacak yani, neyse takımdan ayrı düz koşuya çıkmama sadece 1 haftacık kaldı, şu perşembe günkü sınava kadar bi kamp daha yapayım, sonra sömestra giricem inşalla.

Eystanbulumu da deli dehşet özledim. İstanbulu salla, annemi babamı ablamı arkideşlerimi özledim yahu. Evimin çamaşır selesine kadar özledim. Burda da evdeyim çok şükür ama insanın evinin, hele ki doğduğu evse yerini hiçbir yer tutmuyor maalesef.

Bugün ultra kazık bir sınavdan çıktık, bu blok da nasıl sıkıcıydı allaah allah diyim ben size yani. Bir bebek nasıl büyütülür, ne yedirilip içirilir, kaç santim doğar her şeyini öğrendik. Bizim şu karşıdaki doğum hastanesine ebe diye sızsam vallahi kimse çakmaz. Paraya sıkışırsam evlere dadı olarak gitmeyi planlıyorum:P

Bu akşam da oturdum Feriha'yı izledim. Geçen hafta çok sinirlenmiştim seyirciyi salak yerine koyup sakız gibi uzattılar diye ama, bu hafta yine kıyamadım 3 saatimi ayırdım izledim:( Buradaki salak seyirci sanırım ben oluyorum:( Kıyamadım derken de Feriha'ya falan değil ha. Yani kurtulacak mı diye bir gram tasaya düşmedim hani. Emir için izliyorum ayıptır söylemesi:p İstanbul'da iki kere gördüm çıcığı, ay canım dizidekinden 5 KAT daha düzgün değilse allah belamı versin. Siz de napın edin bi görün derim:p

Yarın tekrar 6 günlük yoğun bi çalışma şeysine giriyorum tosuncuklarım. Çevirim falan da yok şansa, gezeceğimi de gezdim bugün, ye iç yat ders çalış stayla anlayacağınız. Bu dönemde benden güzel şarkı önerilerinizi, fizy linklerinizi esirgemeyin yeavrular. De hayde gittim!

8 Ocak 2012 Pazar

Düz Taban Derler Benim Adıma

Selamın hello bebişlerim. Aslında bugün hiç yazıp çizesim yoktu zira pek bir sinirliyim kendime, 1'de yatıp 7'de kalktım salak gibi. Afedersin ''bok vardı'' yani. Neyse işte zaten uğursuz pazar şıp diye geçer, yine hafta içi olur, yine okul ders vesaire.

Dün akşam maçtaydık. Stat benim evin dibinde neredeyse, yürüyerek 20 dakika öyle diyeyim. İstanbul'dan da galatasaraylı arkadaşlar da deplasmana gelince kalktık gittik işte. Ama bu sefer işin içinde bi vip muhabbet var. Protokolde oturuyoruz falan. Maçta da hani şu eskiden Galatasaray'ın, şimdi Samsunspor'un yönetiminde olan Adnan Sezgin var ya, onun oğlu da bizleydi. Adnan Sezgin'le de tanıştım tabii ki ayıpsınız ehe öhe:)

Şimdi Samsunspor'u pek sevmem ama Galatasaray da aldı gidiyor anacım, Beşiktaş'ın rakibi en nihayetinde, içimden yenilsinler istiyorum yani. Ama maça birlikte gittiğim arkadaşlarım galatasaraylı olduğundan, bir de üstüne Melda'nın doğum günü olunca 2-0 Samsun öne geçti biz bi karalar bağladık. Düşünün ben rakip gol yedi diye üzülüyorum, vay arkadaş dedim. Gerçi Samsun'un yenebileceğine imkan bile vermiyodum, bişey olur bunlar atar 2-3 tane alırlar diye düşünüyodum hep içimden. Öyle de oldu zaten.

İşin en komik tarafı da 15 maçtır top görmemiş Sabri'nin oynamasıydı, ay tutamıcam kendimi AHAHAHAH!
Şu kareden anlamışsınızdır durumun vehametini:)

O sırada ne yapıyordun be adam, bizi mi kesiyordun gfhdjsk


Maçtan çıktık babam aradı.
Başladı ''Allah'ın düztabanı, senin ayağın kaç numara'' diye sövmeye:) Biz de protokol çıkışının ordayız, ortalık zaten karışık baba sen de bi dur dedim (tabii ki demedim). Samsunsporlu yöneticilerin surat dağılmış, bütün taraftar yönetim istifa diye bağırıyor. Aslında Samsun da fena oynamadı, yani herkes dumur oldu o yüzden. Herkesin suratında bir ''olum noluyoruz lan, ne ara kaybettik la biz?'' ifadesi. Neyse dedim arkideş ben Beşiktaşlıyım ne yaparsanız yapın beni eve bırakın:P Kulübün avukatı sağ olsun bıraktı tee evin önüne kadar sağolsun. Normalde inönü'de şurda burda içmekten bayılan adamların yanında maç izlediğimiz için, izlediğim sayılı elit maçlardan biriydi:P Ama ne kadar konforlu olursa olsun, vip tribün bir kapalı alt değil tabii ki:)

ps: Galatasarayın maçına giderim maç çevirir, Trabzonunkine giderim 93'te gol atar maç alır, Beşiktaşınkine giderim 94'te yer kaybeder. Şu hayatta bir tek kendi takımıma faydam yok galiba:(

5 Ocak 2012 Perşembe

Anadolu'dan Okumak İçin Geldiğinize Emin misiniz?

Ben mi fazla boşverdim, insanlar mı mübalağa düşkünü olmuş anlamadım. Etrafımda samimi olduğum olmadığım çoğu insan öğrenci. Yurtta kalanı da var, ailesiyle kalanı da, tek başına ev geçindireni de. Çoğu bir abartma, bir dünyayı ben kurtarıyorum, büyük işler beceriyorum havasında. Yahu arkadaş, günde iki tabak bulaşık yıkıyorsun, bir tencere makarna yapıyorsun, ona da amma vıdı vıdı yaptın ha! Hayır gerçekten dediğin kadar meşgul, yoğun olsan nette twitterda şurda burda bunlardan yakınacak vaktin olmaz. Yanlış mıyım? Hem Fatmagül'den Feriha'ya her diziden haberin var, twitten faceden eksik kalmıyorsun; hem de ay çok yorgunum, çok meşgulüm, okul çok yoğun ohh yes bilmem ne. Kusura bakmayın ama bunların hepsi ego tatmini için yapılan şeyler. Sırf insanlar ''vay be ne mücadele veriyor'' desinler diye. Şu hayatta her şey ol da ne oldum delisi olma valla.

Bir de şu ara içerlediğim bir konu daha var. Ben şimdi İstanbul'dan buraya geldim ya, benim tam tersim olanlar, yani Anadolu'dan okumak için İstanbul'a göç edenler var. İnsanları geldiği yere göre kategorize etmek pek tarzım değil ama bütün arkadaşlarım İstanbul'da, onlardan duyuyorum anlatıyorlar. Anadolu'dan İstanbul'a göç eden kızlar gül goncası gibi açılıyorlar mübarek. Kendi memleketlerinde adeta birer ev kızı hepsi, ama İstanbul'a gelmişler ailelerinden paçayı sıyırmışlar ya; evlere erkek almalar, gece 4'lerde barlarda içip içip kusup, erkeklerin evlerinde sabahlamalar, küfürler, ağızda bir bozulmalar gırla gidiyormuş. Bütün hayatını büyük şehir görücem ben banane banane diye geçirmiş olmalılar ki şehre adım atar atmaz Taksim'in arka sokaklarında volta atmalar, yok efendim İstiklal'de sabahlamalar falan. Gerek yok arkadaşlar böyle hareketlere, kepazeliklere. İki bar gördük diye ağzınız burnunuz ayrı oynamasın çok rica ediyorum. Hiç hoş gözükmüyor dışarıdan. İşin kötüsü, anneniz babanız boğazından kısıp gönderiyor sizi kurtlar sofrasına, okuyacak adam olacak zannediyor. O kadar güveniyorlar ki eline erkek eli değmez benim kızımın, evden okula okuldan eve gidip geliyor bile diyorlardır. Haberleri yok sizin ev partilerinden içki içmekten milletin tuvaletinde kustuğunuzdan. Benim kendi kızım şu halde olsa ve ben bilmiyor olsam gerçekten kendimi enayinin daniskası ilan ederdim. İtü'leri odtü'leri bile kazansa yollamazdım şu devirde. Eğitim her şeyden önemli evet ama, şu küçücük Samsun'da bile benim evimin yan merdiveninde kızın biri gecenin 3'ünde bıçaklanıyorsa, İstanbul'da hobareey eller havaya diye gezinmek gerçekten büyük sorumsuzluk.

1 Ocak 2012 Pazar

Çıkmaz Demeyin Şansınızı Deneyin

Günaydın! Yılın ilk yazısı... Klavye aktı gitti sanki, inşallah bütün yıl böyle geçer:) Sonunda girdik şu 2012'ye. Dün içtiklerimin acısı midemden hala çıkmasına rağmen, geç yattım erken kalktım. Enerjik bir yıl olacağa benziyor. Güzel bir yılbaşıydı. Sevdiklerimle, kimisi yanımda, kimisi telefonda, kimisi skype'da. Ama güzeldi. Sevdiğim herkesin sesini kulağımda hissetmek hoş bir duyguydu. Her yıla böyle güzel girelim inşallah.

Yılbaşı deyince insanın aklına milli piyango gelmeden olmuyor. Normalde çok gereksiz bulurum piyango-loto işlerini. En fazla iddaadır yani bana göre şans oyunu. Çünkü onda bir taktik-strateji işleri var. Yani bilgin dahilinde oynuyorsun. Loto öyle değil ki, hatta babam çoğu zaman rakamları bile seçmiyor makineden oynuyor. Tam bir amaan bize mi çıkacakçılardanım yani ben. Yılbaşı için de teyzem ''büyük ikramiye 40 milyonmuş'' dediğinde yine her zamanki gibi amaan bize mi çıkacak dedim. Bana çok saçma geliyor arkadaş, milyonlarca olasılıktan gelsin senin 7 rakamına vursun, olacak iş değil benim nazarımda. Oluyor o ayrı.


Küçükken böyle değildim ama ben. Babam piyango bileti alırdı, normal zamanda bir gazete almaya deli gibi üşenen ben 1 ocak sabahı don atlet markete koşardım. O 50 sayfalık piyango ekini karıştırır karıştırır dururdum, belki çoook zengin oluruz da benim de kocaman bir oyun evim olur diye. Ne oldu? Amortiden fazlası çıkmadı sayın seyirciler. O nedenle oldum olası sevmem piyango loto işlerini. Milli piyango idaresine gıcık oluyorum hatta:P

Neyse işte teyzemin zoruyla seçtim bir bilet. Her zamanki gibi sanki ikramiye kapımızda hazır bekliyormuş gibi 40 milyonu taksim ettik tüm aileye:) Önce bir ev, dünya turu, araba, halama şu kadar amcama şu kadar falan filan. İşi gücü bıraktık bunları düşündük yani.

Bu sabah da milli piyangonun sitesine girip kontrol edeyim dedim bileti. Anam kitlemişler siteyi, sabahtan beri f5 tuşum aşındı yemin ediyorum. Dedim ki yemişim böyle teknolojiyi kalk kız cero yürü bakkala al o 7584930 sayfalık gazeteyi. Şimdi söyleyeceklerimden sonra bana içinizden küfür edebilirsiniz ama son iki rakamdan dolayı 70 lirayı cebe indirdim gençler. Yani istemeden iş yaparsan olma ihtimali daha yüksek oluyor kanımca:P Ha o parayla gidip yine bilet mi alacaksın derseniz, tabisi hayır. Gayet de çatır çutur D&R'a yatırmayı planlıyorum:) Bu da bana sürpriz yeni yıl hediyesi olmuş oldu.

Para sipali mangır işlerini bırakıp biraz da işin soyut kısmına gelirsem, adettendir 2012'den beklentilerimi söylemem lazımdı değil mi? Şunu söyleyeyim, sağlıklı olayım, ailem sevdiklerim yanımda olsun öncelikle bu yeter bana. Başarıydı, aşktı, paraydı bunlarla ancak sağlığı mutluluğu taçlandırabilirsiniz. Öbürleri olmadan bunlar tek başına para etmiyor maalesef. İşte başka ne bileyim okulumu güzelce yürütüp 3.sınıfıma geçeyim, bu pek çok sevdiğim bloga yazacak birsürü şeylerim olsun, gözümden mümkün olduğunca yaş gelmesin, bir de şu ehliyeti sağ salim alayım allah aşkına şimdilik öncelikli istediklerim bunlar. Zaten istekleri çok özelleştirince özgürlük duygusunu kaybediyorsunuz. O yüzden sadece hayatın sürprizlerine karşı sağlam durabilecek güçte olmayı istemek yeter bence. Kendisi su gibi akıp gidiyor zaten.

Şunu da söylemeliyim ki umutsuz olmayın hiçbir zaman. Bir şeyi gerçekten istiyorsanız, ''nedir ki yani benim olduramayacağım'' deyin, küçümseyin, gözünüzde büyütmeyin ve gerçekleştirmeye bakın. Ne zaman ne olacağı belli olmayan şu hayatta, ''çıkmaz demeyin şansınızı deneyin!'' :)

Hepinize gülmekten karnınıza ağrılar girecek bir 2012 diliyorum:)