16 Aralık 2012 Pazar

Acısıyla Tatlısıyla 2012

Şu başlığı atarken bile içim bir garip oldu. Daha geçen seneki 31 aralık gecesini dün gibi hatırlıyorum. Evime gitmek için son 1 ayı gün gün saydığım şu zamanda, zamanın bu kadar çabuk geçiyor olması beni umutlandırıyor.

Yaptığım, gezdiğim, yediğim içtiğim her şeyi paylaşmayı seven bir insanım. Hatta en çok hoşuma giden şeylerden biri diyebilirim. Bugün oturdum, önce ajandamı, telefonumdaki notlarımı, sonra da blogumu gözden geçirdim. Neler yapmışım bir bakayım dedim.


Öncelik, hayatımın büyük bir kısmını kaplayan okula gidiyor elbette. Binlerce sayfa not okudum. Onlarca kitap karıştırdım. Beynimin infilak edeceğini hissettiğim, sinir krizlerine girene kadar ağladığım günler geçirdim. Sayamayacağım kadar sınava girdim çıktım. Şükürler olsun ki hiçbirinde başarısızlığa uğramadım. Allah daim etsin inşallah.


Özledim. Annemi, babamı, ablamı, arkadaşlarımı, evimi özledim. Semtimi özledim. Hislerimin %70'ini özlemek işgal etti hep. Hala da öyle. Sürekli geriye dönüp baktım, fotoğraflarla, skype konuşmalarıyla yaşadım.


Sağlık Sayfam'ı açtım. Madem bu benim mesleğim olacak, neden insanlarla paylaşmıyorum bildiklerimi dedim. Önce blog, sonra twitter hesabı derken, pek çok insanın güvenip özelini anlattığı, doktorlara söylemekten çekindikleri şeyleri danıştıkları bir insan oldum. Bu duyguyu tarif etmem mümkün değil. Bu sayede, bu alanda sözü geçen bloggerlardan biri haline geldim. Yüzlerce ürün denedim, çoğunu kaçırsam da pek çok lansmana katıldım.


Bir kısa film festivalinin sosyal medya danışmanlığını yaptım yaklaşık 1 yıl süreyle. O da ilginç bir deneyim oldu. Sinema sektörüne bulaşacağım aklımın ucundan geçmezdi.


Binlerce sayfa yazı çevirdim. Kimi zaman kitap, kimi zaman makale vesaire. Hatta arkadaşım hasta olduğu için onun işini yaptım, dizi alt yazısı çevirdim. Dünyanın en zor işlerinden biri. Tanrı alt yazıcıları kutsasın!


Ehliyet aldım. Araba kullanmaya başladım. Benzin bu kadar pahalıyken yakın zamanda kendi arabama kavuşmayı beklemiyorum ama, ayağını yerden kendin kesmek güzel bir duygu. İstanbul'da bile.


Yazdığım bloglar sayesinde hayatımda ilk defa ''basın'' unvanıyla bir şeyler yaptım. Bunun bende yeri ayrı. Babam gazeteci olduğu için küçükken 'ben gazetecilik okuyacağım'' derdim hep. Tıp aklımın ucundan geçmezdi liseye kadar. Şimdi ise kendi çabamla ''basın'' yazan yaka kartı taktım boynuma. Yüzlerce basın bülteni okudum. Yeri geldi twitlerim gazeteye dergiye basıldı, çok mutlu oldum:)


Bazen yoğunluktan, bazen stresten, saatlerce yemek yemeyi unuttum. Sağlığımı hiçbir zaman kaybetmemeye özen göstererek 25'in üzerinde kilo verdim. Çok koştum, çok yürüdüm, pilates'ti, spinning'ti derken; uyurken bile yorulduğum oldu. Fakat bir ara fazla koşmuş olmalıyım ki yazın, 3 yıl önce kopardığım ayak bilek bağlarımı tekrar kopardım. 1 hafta civarı yattım evde. Yürüyebilmenin ne kadar güzel bir şey olduğunu yeniden anladım.


Yüzlerce bölüm dizi izledim. Bir ara, boş zamanlarımın hemen hepsini ya yazı yazarak ya dizi izleyerek geçirirdim. Şimdi o kadar değil ama yine de çıkış noktalarımdan bir tanesi diziler. Torrent'te dizilerim inerken çocuk büyütüyormuş gibi huzurla doluyorum.


Yıllardır korka korka kırıkları aldırmaktan öteye geçemediğim belime kadar saçlarıma vurdurdum makası. Başta içim sızladı ama artık çok seviyorum:)


Bir sürü festivale, konsere, maça, tiyatroya, sinemaya gittim. Güldüm, eğlendim. Yeni insanlar tanıdım. Özellikle Twitter kanalıyla çok sevdiğim insanlar girdi hayatıma.


Sorumlu Blog üyesi oldum. HIV ile ilgili çalışmaları gönülden destekledim. Bunların doğrultusunda hayatımda ilk defa bir gazeteye röportaj verdim. Adımı ''fenomen tıpçı''ya çıkardılar:p


Bol bol hasta oldum. Stresten, uykusuzluktan, ara sıra tek düze beslenmekten yorgun düştüm. Neredeyse ayda bir gribe yakalandım. Anemik olduğumu öğrendim. İğnelerle, haplarla toparladım çok şükür ki. ''Her şeyin başı sağlık'' içi boş bir laf değil. Dikkat edin kendinize.


Sık sık seyahat ettim. Defalaca İstanbul'a gittim geldim. Tatil vesaire derken seferi oldum çıktım. Kış ayazında arkadaşlarımla yolculuk yaptım. Beraber üşüdük, beraber ısındık. Çok da güzeldi:)


Yazı da epey uzun oldu. Daha neler neler yazarım ama fazla da ayrıntıya girmeyeyim dedim. En son kısmı da Bir Genç Kızın Hisli Defteri'ne ayırdım. Bu dahil olmak üzere 2012'de 44 yazı yazmışım. Ortalama haftada bir yazı girebilmişim şu yoğunluktan fırsat bulup. Oralarda bir yerlerde beni okuyan, geri dönüş mailleri atıp mutlu eden insanların olduğunu bilmek çok güzel. Bir şeyler karalayabiliyorsam, bunda sizin de payınız var unutmayın. Bana ayırdığınız her dakika için binlerce teşekkür!

Yıllardır yapmaktan vazgeçemediğim tek şey, her şeye rağmen gülmek. Gülmekten kaslarınızın ağrıyacağı bir 2013 diliyorum(gülmeyi fazla abartıp yüzünüzü kırıştırmayın sakın:p)




6 yorum:

  1. yılın bu zamanlarını seviyorum.Yeni bir yıla ait yeni umutları var insanın değişmeyeceğini bilse bile umut etmesi güzel.2013 ağzımızın tadını bozmasın bizi sevdiklerimizden umutlarımızdan ve hayallerimizden etmesin.

    YanıtlaSil
  2. Ne kadar güzel yazmışsın yılın bu zamanları insanlar düşünür durur 1 sene bana neler kattı benden neler aldı diye..Senin yazını okurken bi yandan da ben düşündüm neler kattı bana benden neler götürdü neye üzüldüm ağladım neye gözümden yaş gelene kadar güldüm diye meğer hayatımda ne kadar çok 'ilk' yaşamışım sayende muhakemesini yaptım eline emeğine sağlık:)

    YanıtlaSil
  3. Fotoğraftaki gibi şirin bir yıl dilerim şimdiden sana:)

    YanıtlaSil

Hay ağzına sağlık dedi ve ekledi;