31 Mart 2012 Cumartesi

Senin Gülümsemen Yeter

Erkek. Sabah kalkıyor, gömleği pantolonu giyiyor. Mükellef kahvaltıdan iki salatalık bir zeytin atıyor ağzına, işe gidiyor. Neden? Evin direği çünkü.

Kadın. Sen ne yapıyorsun? Sabah mutlaka ondan daha erken kalkıp kapıyı açıyorsun, buz gibi apartmanın kokusunu içine çekip ekmeği gazeteyi alıyorsun. Domatesi doğrarken elini kesiyorsun. Vakit kazanmak için yara bandı bile yapıştırmıyorsun. Emiyor, unutuyorsun. Acıya aldırmadan çocukların önlüklerini ütülüyorsun. Saçlarını örüyorsun. Sehpanın üzerinde toz görmüşsen hemen bezi kapıp temizliyorsun.

Bu arada o hala uyuyor. Sonra o da kalkıyor. Sen günkü ruh halin her nasılsa onu bir kenara bırakıp sırf onun gönlünü hoş tutmak adına gülümsüyorsun. Zaten asla kaybetmeyeceğin tek şey de bu. Gülümsemen. Seni tutup hayata bağlayan zincir bir halat gibi.

Sonra sen de, evi ''her an misafir gelebilirmiş gibi'' bırakıp işine gidiyorsun. İkiniz de toplantılara girip çıkıyorsunuz, ikinizin de sinirleri yıpranıyor. Sonra o eve geliyor. Kendini ayakkabılarla kanepeye atarken, sen okula uğrayıp çocukları alıyorsun. Dönerken marketten alışveriş yapıyorsun. Aklında da ne pişireceğin... Günün bir salisesini bile kendini düşünmeye ayıramamışsın, işin kötüsü bunun farkında bile değilsın. Öyle karışıksın.

Eve geliyorsun, çocukları banyoya sokuyor, giydiriyorsun. Bunları yaparken üzerinde döpiyesin, fuların var hala. Sonra mutfağa geçip yemek yapıyorsun, sofrayı kurup onu çağırıyorsun. O bütün yorgunluğuyla kanepeden kalkıyor. Ve işte... Sonunda sen de oturdun. Sonunda sen de karşına değil, önüne bakabildin. Kendi ellerini bugün ilk defa gördün belki de.

Yemek yiyorsunuz, sen tabakları makineye diziyorsun. Onlar yıkanırken çamaşırları asıyorsun. O da kanepeye geçip maçı açıyor. Sonra, ''ben çok yorgunum yatıyorum'' diyorsun. O maçını izlerken yanağına öpücük kondurup içeri gidiyorsun. Yarın yapılacaklar listesi hazırlıyorsun. Çocukların ödevlerine yardım ediyorsun. Dişleri fırçalandı mı kontrol ediyorsun ve hepsinin yorganını örttüğünden emin oluyorsun. Çiçekleri suluyorsun. Onun temiz çoraplarını eşleştirip çekmeceye yerleştiriyorsun. Ütülediğin yeni yıkanmış perdeleri asıyorsun yatak odasına. Bir iki iş görüşmesi yapıyor, maillerine bakıyorsun. Terden akmış makyajını ancak silebiliyor, kremini sürüyorsun. Pijamalarını giyiyor ve yatıyorsun.

90 dakika sonra maç bitiyor. O da ''haydi ben de yatayım'' deyip kalkıyor kanepeden, pijamasını giyiyor ve yatıyor. Yaptıklarının hepsi toplasan 2 dakika sürüyor.

İşte kadınla erkek arasındaki fark... O sadece para kazanıp, ailesini geçindirirken, güler yüzüyle hoş tutarken; sen evi sırtına almış götürüyorsun. Bir an bile doğrulmaya kalksan o ev sırtından düşecek. İşte bu yüzden hep yorgun, dimdik durmaya çalışsan da sırtındaki yükten duramıyorsun. Ama senin saçların ondan daha az beyazlıyor, belin ondan daha az tutuluyor. Çünkü hayata bağlandığın zincir halatın var senin, gülümsemen...

Unutma, o evin direği olabilir; ama onun dik durmasını sağlayan da etrafındaki çimento. Birleştirici, bütünleştirici. İşte o çimento, sensin.

7 yorum:

  1. Bu yazıya istinaden bir önceki yazın ağzına sağlık :)

    YanıtlaSil
  2. Bütün yazılarının kendine has güzelliği var ama özellikle bu son birkaç yazın tadından yenmez! Okunmalı hatta hatim edilmeli :)

    YanıtlaSil
  3. Okurken sevgilimle beni düşündüm ve şanslı hissettim kendimi, çünkü sevgilim o bütün ev işlerini öyle güzel ve özenli yapıyoki, evlendiğimizde de bana yardım edeceğine eminim.. Ama çok çok güzel bi yazı olmuş canımm :)

    YanıtlaSil
  4. ne mutlu sana ya, inş evlenince değişmez:)

    YanıtlaSil
  5. okumadım ama yalakalık olsun diye buraya "ayy çok güzel" yazasım geldi :(

    YanıtlaSil
  6. Bunu okurken kendinden esinlenip esinlenmediğimi merak etmedim değil.Gerçekten güzel olmuş.Eline sağlık...

    YanıtlaSil

Hay ağzına sağlık dedi ve ekledi;