2 Aralık 2011 Cuma

Toplu Taşımadaki İnsan Tipleri

Hepiniz hayatınızda en azından bir kere bile olsa otobüs, tramvay, metroya bişeye binmişsinizdir. İçinizde toplu taşımayı hayatımda hiç kullanmadım diyen yoktur. Zaten varsa da içinizden değildir, beni okumuyordur Paris'te soğan çorbası içiyordur şu esnada tahminimce.

Allah'ın her günü beni kendine muhtaç eden şu toplu taşımada ne tür insanlar gördüm, nelerle karşılaştım anlatamam. Aslında belki de anlatabilirim, haydi anlatayım.

Tip 1: Asabi kişilikler. Adamlar neyin havasındaysa zannedersin ki cipi vardı da hepimiz ''abi sapağa kadar atsana beni'' diye zorla doluştuk içine. Böyle cam açsan ayrı tripler, kazara koluna çarpsan ayrı. Arkadaşınla iki kıkırdayayım desen hemen sesten rahatsız olur, şşt pişşt yapar. Garip garip bakar eder falan. Sen de aynı parayı veriyorsun ben de. Bana neden 2. sınıf muamele yaptığını anlayabilmiş değilim henüz.

Tip 2: Üçkağıtçılar. Otobüse yaşlı teyzeler bindi mi bütün gençler müzik açık olmasa bile bir kulaklık takar, ya da yanındaki arkadaşla koyu sohbete dalınır. O kafalar pencere kenarına güzelce bir çevrilir, uzaklara dalınır. Vallahi yerinden kaldırılmamak uğruna yapılan o oyunculukla hala Oscar alamamışsan tamamen akademinin suçu aga.

Tip 3: Sapkınlar. Bunlardan bahsederken bile iğreniyorum. Kimi bulsam da oramı buramı sürtsem, kendimden geçsem kafasında iğrenç yaratıklar. Şu yazıya yazmaya bile değmezler de neyse.

Tip 4: Toplu taşımanın toplu taşıma olduğunu unutanlar. Amcam gelmiş kurulmuş en öne, ondan sonra ''şurdan iki öğrenci uzatır mısın amca'' diyince asabileşiyor bana. ''Ayyhh ben kalktım kendim verdim ama, hadi vereyim bari neysee!!1!!1'' falan şeklinde tavır alıyorlar ayak üstü. Amcacım toplu taşımanın en has kuralıdır bu, arkadan geleni uzatırsın yani hala kabullenmemek neden? Allah'ın otobüsünde ev rahatlığı aramaktan vazgeçin artık bence.



Tip 5: Yaşını kullanmaya kalkanlar. Otobüs duraktan durmadan geçsin, yakalamak için panter kesilen teyzelerin otobüse bindikleri anda birdenbire romatizmaları tutuyor, başları ağrıyor nedense. Tabii ki eli ayağı tutmayana, düşkün olana yer vermek insanlık görevidir. Buna saygım sonsuz. Ama kolarında 24 ayar bilezik, sırtında samur kürkle çıtı pıtı altın gününden çıkanlara yer vermek, üstelik 8 saat ders dinlemiş olan, ellerinde kiloluk kitaplar taşıyan öğrenci milletine haksızlık oluyor kanımca. Yorgunluk sadece ileri yaşa has bir şey değil nihayetinde.

Tip 6: Çakallar. Geçen gün tramvaya bindim, nasıl ama tıklım tıklım. Ben de feci yorgundum o gün. Yer bulamazsam şoförün yanına bile sığışabilirim yani o derece. Allah dedim şanslı günümdeyim mis gibi yer buldum. Çocuğun biri de defterini koymuş koltuğa. Baktım, baktım çeker diye. Tık yok. Demez mi ''şeyy bir dahaki durakta arkadaşım binecek de ona tuttum burayı'' heh dedim, devletin tramvayında bir yer tutmadığınız kalmıştı. Ortalık can pazarı olmuş, bu arkadaşına yer tutuyor. İyi linç etmedik o salağı orda. (paşa paşa çekti o defteri o ayrı şşşt;) :P)

Tip 7: Bana dokumayan yılan bin yaşasıncılar. Öyle insanlar var ki, şaşıyorum. Ohh ben oturdum koltuğuma, yayarım çanağı, takarım müziği alayını sallamam kafasındalar. Yahu kardeşim, toplu taşımanın altın kurallarından bir diğeri de şudur ki; sen oturuyorsan, tepende de bir öğrenci insanı dikiliyorsa, insanlık namına kitaplarını çantasını bişeyini kucağına alırsın. Sonuçta hem direklere tutunup hem kitapları tutmak zor zanaat. Al koy kucağına sevaptır yani, ne olacak bacağın mı yorulacak iki kitaptan? Ama yok arkadaş! Kendileri rahattalar ya, başlarında komaya girsem umurlarında olmayacak. Allah ıslah etsin diyebiliyorum sadece.

Tip 8: kalabalığı görünce gaza gelenler. Diyelim ki otobüse hamile biri bindi de sen görmedin, yer vermedin. Allllaaaaah gün doğdu onlara. ''ayy hamileler yaşlılar ayaktayken 20'lik çocuklar oturuyor, bu gençliğin hali ne böyle, ayıptır ayıp, onun yerinde annen olsa napardın acaba'' diye gider dururlar. Neyin gazıan geldiler, kime neyin havasını yapıyorlarsa ayak üstü insanlık dersi vermeye koyulurlar oracıkta. Tamam amca sakin ol iki dakka, görmedim belki ne var yani ne bu galeyana gelmeler?

Tip 9: Elden ayaktan düşmüş olmasına rağmen hala düşünceli olabilen teyzeler/amcalar. Hep de kötü tipler yok ya Allah'ın otobüsünde dolmuşunda. Böyle güzel insanlar da rastlıyor arada bir. Öyle ''kral'' insanlar var ki, teyzenin ayakları şişmiş davul olmuş, tülbentini bile düzeltecek hali yok ama ben ''gel teyze sen otur'' deyince ''yok kızım siz öğrencisiniz yorgunsunuz siz oturun'' diyebilen gönlü zengin insanlar var. Gerçekten ''insanlar'' onlar. Öyle insanlara yarım saat ısrar ederim de yine kalkıp oturturum onları koltuğuma. Helal olsun onlara. Öyle insanlara yer vermişsem 2 saat bile ayakta gitsem gram acı hissetmem.


Eminim daha yüzlerce insan vardır kalıplara sokamayacağım. Belki de insanlar uykusuz/yorgun olduğu için toplu taşımada böyle cins cins davranıyordur, belki evlerinde böyle değillerdir ama yapacak bir şey yok. Hepimiz o araçlarda eşit haklara sahibiz ve herkesin biraz daha özverili, anlayışlı olmasını temenni ediyorum. Asabiyet yapıp insanları kırmaya lüzum yok kanımca. Sevgiler!

4 yorum:

  1. Yorgun, yaşlı, zor yürüyen, hasta gibi gözüken teyze çeşidinin otobüste boş koltuk gördüğünde o koltuğa doğru atılımını, hızını o andaki çevikliği hiçbir fizik olay açıklayamaz, ışınlanır adeta..

    Bir de bunlara başımıza dikilip "cık cık cık", " şimdiki gençler hep böyle saygısız ", " yerini versene" diyenler var ki bunlar iyice çileden çıkartır. Keşke herkes 8 numaralı insan profili gibi olsa, olabilse.

    YanıtlaSil
  2. Selam! Tespitler müthiş, güzel yazı gerçekten ;)

    ‘’Tip8’’ ile ilgili söyleceklerim var. Daha doğrusu başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum ve başlıyorum…
    Bir ay önce ahanda burada; http://www.ego.gov.tr/filelib/metroici.gif görmüş olduğun resimde, en uç kısımdaki kapının oralarda gerçekleşti olay. Abartılacak bir mesele değil, baştan söyleyim de büyük beklentiler yaratmayım. 
    Dersten çıkmış eve doğru gidiyordum. Öğle saatleriydi. Güneş yalandan yüzünü gösteriyor, sonra kayboluyordu. Ayaz tüm sertliğiyle yüzümü adeta bıçak gibi kesiyor, vücudum Azer Bülbül edasıyla tir tir titretiyordu… Metro istasyonuna varmıştım, fakat bir sorun vardı, güvenlik görevlisi yine beni bekliyordu. Ayrıca bkz: http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=ankara+b%C3%BCy%C3%BCk%C5%9Fehir+belediyesi'nin+paso+fa%C5%9Fizmi Bileti bastım ve göz göze geldik.
    -Pason var mı?
    +Öğrenci kimlik kartımı göstererek… Yok, kimlik kartm var.
    -Bak abicim o kart bandrollenecek! Gidip belediyeden paso alacaksın.Yoksa cezası var, biliyorsun.
    +Tamam abi halledicem.(O sırada metro gelmektedir) Abi metro geliyor…
    Dıın dıınn… Son anda yetişmiştim. Soluk soluğa oturacak yer ararken, boş olan koltuklardan birini görerek yerime oturmuştum. -resimde belirtmiş olduğum kapının orada, ikili koltuklar var karşılıklı…- Ve evime doğru ilerliyordum, her zamanki gibi güvenlikçi abiyi atlatmış, yoluma emin adımlarla devam ediyordum. ‘’Ölmek var, paso almak yok!’’ :P
    Eve gidince ne çalışacaktım, ödevler yetişecek miydi, votkalimonn bugün ne yazmıştı acaba?(Yalanın bu kadarı! :D ) Aklımda binbir çeşit soru vardı, durakları teker teker geçiyorduk. O kadar yorgundum ki dalıp gitmiştim…
    Hoca türevden bahsediyordu. Tahtaya sıkı bir soru yazmıştı. Formüller kafamda uçuşuyordu, soruyu çözmem gerekiyordu. Tanjantın türevi neydi acaba?... Tanjantın türevini bulmuş, soruyu çözmeye hazırlanırken biri koluma dokundu...
    Birden kendime geldim, koluma dokunan kişiye sersemce bir bakış fırlattım. O bana, ben ona aptal aptal bakıyorduk. En sonunda konuşmuştu. Çemçük ağzıyla;
    -Şurada ne yazıyor?
    +Hea? Nerede(nerde)? (iç ses: önce o eli bi indir.)
    -Şurası şurası.
    +(Aptal gibi kafamı çevirerek yazıyı içimden okumaya başlıyorum, ne yazdığını tahmin edersiniz. )
    -Bak, yaşlı başlı amca kaç saattir ayakta duruyor, ne olur kalkıp yer versen(iz).(o sırada amca boş bir koltuğa doğru ilerlemekte.) Ayıp değil mi?
    Buradan sonrasını hikâye olarak değil de kendimi savunarak sürdürmek istiyorum. Evet o sözden sonra cevap veremedim. Dili tutuldu derler ya hani, o cinsten. O sırada neden öylece susup cevap veremediğimi hâlâ anlamış değilim. O, aklı sıra günün kahramanı oldu. Gerçekten yorgundum, yanımda duran adamı fark etmedim. Bir anlık boşluğumdan yararlanarak, lavuğun teki sözlerini suratıma bir boksörün yumrukları gibi sıraladı. Bana koyan da bu oldu azizim… Ayda yılda bir boş yere çöküp oturdum ve bunlar geldi başıma. Metroda boş yer olsa bile köşeye çekilir, ayakta bakarım notlarıma, ama gel gör ki… O gün bir enteresandı. Ufak bir mesele gibi duruyor, ama insan alışkın olmayınca bu tür laflara zihninde yer ediyor işte. Ben ki Ortadoğu ve Balkanların hatta ve hatta… Neyse abartmak istemiyorum.(beyefendiliğimle övünecektim.) :P

    İşte böyle… Ben artık ufaktan kaçayım, yine mahvettim yorum kısmını.
    Bu arada ben Adsız, geçenlerde ‘’Yoksun’’ yazına yorum yazmış, ardından twitter falan filan bir şeyler saçmalamıştım, o gün yazıma karşılık cevabını son anda da olsa gördüm(sonradan silmişsin, ‘’twitine yandığım’’ :D ) ve çok mutlu oldum. Gün boyu yüzümde iğrenç bir sırıtış ile dolaştım.(biraz abartarak şöyle bir şey; http://media.tumblr.com/tumblr_lrih7rDmzs1qcigi9.png)
    Adsız dedi ve gitti… :))

    YanıtlaSil
  3. :))çok güzel yazı olmuş ben de yeri geliyo öfkeli oluyorum yeri gleiyo bana dokunmayan yılan vallahi iş çıkışı hiç bell iolmuyo ama otobüs maceraları bitmez:) blogunu izlemeye aldım benmkine beklerim:9

    YanıtlaSil
  4. Her gün 4 vesait gidiş 4 vesait geliş olmak üzere 8 kez toplu taşıma araçlarını kullanan biri olarak,tespitler mütemadiyen aklımdan geçenler. Ağzına sağlık...

    YanıtlaSil

Hay ağzına sağlık dedi ve ekledi;