28 Eylül 2011 Çarşamba

Çocuktum Ufacıktım

Yine çocukluğumu özledim.. Ne güzeldi o zamanlar. Şu ara en büyük ve bir o kadar ütopik hayalim 1 günlüğüne çocukluğuma dönüp gelmek. Allahtan çocukluk arkadaşlarımla ilişkimi koparmamışım da arada bir buluşunca eskileri yad ediyoruz, gülüyoruz:)

Ne rahattık ama.. Sabah evden çıkardık, sokak lambaları yandığında girerdik. Yemek yer tekrar çıkardık. Geceleri saklambaç seansımız olurdu mutlaka. Gündüz de istop, voleybol, bebekler, arabalar..
Öyle pervasızdık ki.. Dışarı donsuz çıkan arkadaşımı hatırlıyorum:P Umrumuzda değildi çünkü. Çocuk aklımızla kim kimin altına üstüne bakacaktı ki.. Sonra, her gün ayrı kıyafet derdi yoktu şimdilerde uğraştığımız gibi. 4-5 tane taytım bluzum vardı, sırayla giyer dururdum. Annem artık yıkamaktan yorulmuştu. Sürekli oynarken düşer dizlerimi kanatırdım. Kabuk bağlayınca da soymak en büyük zevkimdi. En güzeli de kimsenin kusuru kimsenin umrunda değildi. Şimdi suratımızda bir sivilce çıksa kapatana kadar akla karayı seçiyoruz. Ama o zamanlar.. alnımız yara bere içindeydi, suratımızda yerlerden bulaşmış kir izleri. Ama önemli olan güzellik değildi, önemli olan istopta hangi rengi söylediğindi, sitenin başından sonuna kimin daha önce koştuğuydu, babandan para alıp bakkaldan alacağın gıcır plastik toptu.


O zamanların modası istopta enteresan renkler söylemekti. Aslanağzı, vişne çürüğü, siklamen moru, cam göbeği.. Sorsan siklamen ne diye söyleyemezdik, ama siklamen morunu bilirdik işte. Ton şaşmazdı. Kimse bulamazdı bu renkleri. Söylediğimiz rengi kimse bulamazsa da bizden havalısı olmazdı.
Şimdi şu yaşımda kalkıp istop oynasam ''chanel 505'' falan derim herhalde.

Meslek seçme derdi, hayatı belirleyen sınavlar yoktu. En önemlisi ÖSYM yoktu lan. Ne olduğunu bilmezdik. O ne ki la pokemonda bir ejderha mı falan derdim herhalde eğer sorsalardı:)

Parasal sıkıntı yoktu, geçim derdi yoktu. Alabileceğimiz en pahalı şey Barbie bebek, yiyebileceğimiz en lüks şey o rengarenk jelibonlardı. Sonra ruj şeklinde şeker, 1 metrelik sakız, ağızda patlayan drajeler, birbirine vurunca duman çıkartan çakmak taşları.. Hep 1-2 liralık şeylerdi. O zamanın parasıyla 100 bin civarı. En büyük adrenalinimiz, babamız fark etmeden reyondan şeker aşırıp alışveriş sepetine atmaktı. Fütursuzca yerdik, kilo alma derdimiz yoktu. Selülit yapar diye cipsten uzak durmazdık mesela.


Hata yapma lüksümüz vardı. Hoşa gitmeyecek bir şey yaptık mı bir-iki azar yerdik ama sonra ''çocuk işte'' ler bizi kurtarırdı. Yargılanmazdık.


Karanlıktan korkardık. Hayaletlerin, noel babanın varlığına inanırdık. Ama sıcacık yatağımıza yatıp yorganı kafamıza kadar çekince tüm kötülüklerin bizden uzak duracağını zannederdik. O yorgan bizim koruma kalkanımızdı, kimse onu aşamaz, bize dokunamazdı. O zamanki aklımızla ölçüp tartınca, dünya şimdiki kadar kötü değildi. Kimsenin kimsenin malında gözü yoktu, para pul hikayeydi. Tasolarla alayını satın alabileceğimizi zannederdik, saftık temizdik, en güzeli de dürüsttük.

Çok özlüyorum o günleri, bazen korktuğumda yine yorganı çekiyorum; çocukluk günlerim geliyor aklıma, özlüyorum, özlüyorum.. Nefesim daralıyor indiriyorum yorganı. Ve o an aklıma geliyor, ne yazık ki o güzel seneler geçti ve artık şu kahpe hayatın kötülüklerine sadece kendimiz olarak, tek başımıza, yorgansız göğüs germemiz gerekiyor.

Düşündükçe boğulacak gibi oluyorum, camdan bakıyorum.
İstop oynayan çocukları görüyorum, ve bu sefer sanki gerçekten boğuluyorum..

Siz bunu okurken ben Migros'a gidiyor olacağım. Aldığım istihbarata göre orda ruj şeklindeki şekerlerden satıyorlarmış. Madem unutamıyorum o günleri, bari 2 şeker 1 plastik top da alayım doya doya, uzuun uzun özleyeyim..

4 yorum:

  1. lay lay lay ilk ben yaptım yorumu en tatlı okuyucu beniiiimmm :) "canımm ne iyi dedin" dedim gerçektennnn ^^

    YanıtlaSil
  2. Büyüyünce bir çocuk
    Anılarına güz gelir
    Sararır günlüğünün sayfaları

    Eşi yok sanılan şeffaf misket
    Hiç bitmesin diye umduğu kokulu silgi
    Yahut siyah kolalı önlüğüyle çekilen ilk fotoğraf
    Ve "ilk" daha sonra hep "son" sanılan aşklar bile
    Büyüyünce bir çocuk
    İklimi yaşlı
    Mevsimi güz olur

    Büyünce bir çocuk
    Umutlarına güz gelir
    Yapraklar gibi düşer, kırılır

    Göğün en tepesindeki uçurtması (maviye kavuşan)
    Denizin en dibinden çıkarttığı salyangoz kabuğu (maviyi çalan)
    Yahut en uzağa attığı taş (maviye karışan)
    Ve hep bulacağı kusursuz aşklar bile
    Büyünce bir çocuk
    İklimi yaşlı
    Mevsimi güz olur

    Büyüyünce bir çocuk
    Şiirlerine güz gelir
    Ve gerçek olan her ne varsa

    Düşler,
    Masallar,
    Ve belki utandığından
    Ya da ne söz ne de göz değsin diye umduğundan
    İlk ödevindeki üç paragraftan sakındığı aşklar bile
    Büyüyünce bir çocuk
    İklimi yaşlı
    Mevsimi güz olur


    Büyüyünce bir çocuk
    Güz gelir
    Ve benim gibi
    Gözlerini sıkıca yumunca güneşin kaybolmadığını bilir


    Bu yazıya, bu şiirim yorum olsun dedim.

    YanıtlaSil

Hay ağzına sağlık dedi ve ekledi;