28 Eylül 2016 Çarşamba

Bitmez Bitmez Dedim ama Bitti

En son neredeyse 10 yıl önce post atmışım. Kendi blogumun şifresini bile unutmuşum. Buralara uğramayalı çook olmuş. Sebebini az çok tahmin ediyorsunuzdur zaten sosyal medyadan takip ediyorsanız.

Benim blog yazmadığım şu dönemde bloglara olan ilgi de epey azalmış. Artık instagram fenomenleri, makyaj videoları falan derken devir epey değişti. Ama burası benim iç dökme alanım o yüden az okunmuş çok okunmuş, pek mühim değil.

En son buralarda ''staj sınavım vaaaaggrr'' diye ağlıyordum. Onun üstüne neler neler oldu. Koskoca 1 yıl intörnlükle geçti. Nöbetler, hastalar, hasta yakınları, kimi zaman güzel anılar kimi zaman kavgalar gürültüler derken okul bitti. Şaka gibi ama evet bitti.

Sonra atama stresi başladı. Yurt genelinde batıda az kontenjan açıldı, benim kafada okula başladığımdan beri İstanbul'a dönmek olduğu için hep diyordum İstanbul yazacağım diye. 25 kişilik yeri nerdeyse 40 kişi yazdık, ama şans yüzüme güldü ve kura sonucunda İstanbul'a atandım. Önümüzdeki hafta işe başlayacağım.

Tabii bu arada yaz tatilim Tus'a hazırlanmakla geçti. Sabah kalk, yatana kadar çalış, uyu, sabah kalk... derken rutine bağladım. Yaklaşık 1.5 senedir tatil yapamıyorum ve önümüzdeki dönemde de pek yaparım gibi gözükmüyor. Ama söz konusu istikbal olunca napalım diyip içine atıyor insan.

Tus bir insanın başına gelebilecek en berbat şeymiş onu anladım. İnsan üstü bir performans gerektiriyor. Günde 12 saat kemiksiz ders çalışmak insanın beynini uyuşturuyor. 25 yaşına gelmişsin, doktor olmuşsun ama hala dersaneye gitmek insanın ağrına gidiyor. Ama günümüz şartlarında ekmek aslanın ağzında, pratisyen doktorsan sanki esnafmışsın gibi muamele görüyorsun maalesef. Tüm bunlar da uzmanlık yapmayı zorunlu kılıyor.

Sınav bitti gitti. Çıktığımdan beri beynim hala uyuşuk vaziyette. Sonuçları rahat 1 aya açıklanır. Ya istediğim bölüme yerleşeceğim ya da nisanda tekrar girmek için hazırlanacağım. Hangisinin olacağı biraz da kader kısmet. Hayırlısı diyelim.

Bu süreçte en çok sevindiğim şey, artık evime temelli dönmüş olmam oldu. Dışarda okumak, ev geçindirmek, bir yandan çalışmak bana çok şey kattı ama gurbet insanı yoruyor orası da bir gerçek. 1 haftadır evimdeyim ve çamaşırla bulaşıkla uğraşmamak, kendi arkamı toplamak zorunda olmamak ne güzelmiş diyorum. Senden habersiz evde çay falan demlenince kendini lord gibi hissediyorsun sdkfjks. Alışıyor insan tabii. Dün priz bozuldu tamir etmeye kalkıştım mesela ahahah.

Böyleyken böyle. Çok uzun zaman girince araya, ne yaptım ne ediyorum bi güncelleme yapayım dedim. Sizi seviyorum, öpüldünüz!

14 Mart 2015 Cumartesi

Tıp Bayramı mı?

Bize hep dediler ki, siz memleketin başarılı 5 bin öğrencisinden birisiniz, siz çok zekisiniz, öyle olmasaydınız burada olmazdınız dediler.

Anlattılar, öğrettiler, okuttular, ezberlettiler, sınavlara soktular. Kafein komaları, uykusuzluktan vücuda batan dikenler, hasta başında saatlerce dikildikten sonra acillik olup yenen serumlar...

Sınav sabahları stresten yolunan saçlar, yenen tırnaklar, ergenliğe geri dönüş yapar makyajsız, sapsarı suratlar...

Sınav bitince, sanki hayatımızdaki en büyük yük omzumuzdan kalkmışçasına ölesiye rahatlamalar, dağıtmalar, tabii ki sadece bir sonraki sınava kadar süren...

Okulun son senesinde tutulan nöbetler. Gecesi gündüzüne karışmış günler. Bir taraftan da 6 yılın bilgi birikimini hafıza almaya çalışarak hazırlanılan Tus. Üniversiteye kapağı atıp kurtulmak deyiminin asla geçerli olmaması...

Çeşit çeşit insan, binbir türlü hasta ve hasta yakını. Sen benim torunum sayılırsın, ilerde bana bakacaksın diye yüreklendirenler, öte yandan da elini bile sürme bana, sayıyla mı verdiler sizi diyip odasından kovanlar...

Ben henüz öğrenciliğimin 5. senesindeyim. Daha şimdiden bile öyle yoruldum ki, yaşıtlarımın iş güç sahibi olması, ben ve sınıf arkadaşlarımın hala kitap karıştırmasının verdiği ağırlık. Önümde duran kocaman sınava şimdiden hazırlanmanın dayanılmaz yükü. Yoruldum diye anneme babama ağlayınca onların bile ''asıl doktor olunca canın çıkacak'' diye daha da karamsar konuşması. Senelik iznimin bile olamayacağı günler beni beklerken, hastaneye gitmiyorum diye kafama göre hareket edemeyeceğim yıllar gelecekken şimdi bile öyle yorgun hissediyorum ki...

Bugün 14 Mart. Tıp Bayramı. Sabahtan beri herkes kutluyor, doktorum diyor, sen bize lazımsın diyor. Umarım hiç lazım olmam sevdiklerime, bana işleri düşmez ama düşerse de umarım faydam dokunur. Ama o kadar umutsuz bakıyorum ki geleceğe. Artık hiçbir şey eskisi gibi değil. Eskiden hekim dediğin insana büyük saygı duyulurmuş, şifa veren, nefes verenmiş hekim. 

Şimdilerde, özellikle son birkaç yıldır ise hekimi Allah gibi gören, insana can verip can alan sanki oymuş gibi gören, ellerinden mucize çıkmasını bekleyen bir zihniyet yetişiyor.

Dedesine bakılması için verilen maaş kesilecek diye, dedesi öldüğü zaman hırsından hekimi suçlayıp onu bıçaklayanlar,

İçip içip sarhoş olup acil servisi basıp, hekimleri tartaklayanlar,

Hastamı iyileştir yoksa olacaklardan ben sorumlu değilim diye tehdit savuranlar,

Sanki görevini düzgün yapması için teşvik gerekiyormuş gibi devletin memuru olan hekime rüşvet vermeye kalkanlar...

Başı sıkışınca, sevdikleri zarar göründe ''doktoorr'' diye bağıran insanların gidip hekime zarar verdiği, hayatını ellerine aldığı, en ufak hatada cahil, çıldırmış, bilinçsiz insanlar tarafından tartaklanma riskinin olduğu bir ülkede oturup Tıp Bayramı kutlamak ne derece anlamlı bilemiyorum.

Daha yolun başında sayılırım, hekim olduğumda böyle insanlara nasıl hizmet vereceğim, perifere zorunlu hizmete gittiğimde hiç tanımadığım yerlerde, hayatımda görmediğim insanların sırtını dinlerken, elimde olmayan sebepten hastamı kaybedersem öldürülme korkusu yaşayacağım bir memlekette ne yapacağım bilmiyorum.

Lafı fazla uzatmadan, ilerde görev yapacağım süre boyunca böyle insanlarla karşılaşmamayı, bu insanların da bilinçlenmesini ve hekimi Allah olarak görmekten vazgeçmelerini diliyorum. Ölümün, hekimin suçu olmadığını anlamalarını istiyorum. En büyük düşmanı ölüm olan hekimlerin, kendini bilmez, şiddet yanlısı insanlar tarafından ölüme terk edildiği bir düzenin son bulmasını umuyorum.

Hasta yakını tarafından 10 kurşunla öldürülen Dr. Göksel Kalaycı

Gaziantep'te hasta yakını tarafından bıçaklanarak öldürülen Dr. Ersin Arslan

Düzce'de bıçaklanan, sonra da cesedi tır parkına atılan Dr. Emine Küçük

ve daha niceleri... Tüm bu meslektaşlarıma Allah'tan rahmet diliyorum. Bu düzenin devam ettiği bir ülkede Tıp Bayramı'mız kutlu olsun, nasıl olacaksa artık...

8 Şubat 2015 Pazar

Barselona Şehir Rehberi

Hola! Geçtiğimiz 1 hafta boyunca Barselona'daydım. Bir şehir için 7 günlük bir süre, değerlendirmeler yapmak ve ipuçları yakalamak açısından oldukça yeterli oldu. Barselona'yı benim gözümden kısaca, bol bol fotoğrafla ve işe yarayacak tricklerle tanımak istiyorsanız hadi başlayalım!
Genel Bilgiler: 
İber Yarımadası'nda bulunan Katalonya bölgesinin başkenti, İspanya'nın da Madrid'den sonra en önemli ikinci kenti olan Barselona aslında sadece bir şehir değil. Barındırdığı Katalan halkının hükümet ile olan sorunları sebebiyle kendi bayrağını, dilini, yasasını, hatta kendi polisini barındıran küçük bir ülke bile denebilir. Zaten Katalanlara sorarsanız bu geçimsizliğin tek çözümü İspanya'dan ayrılıp bağımsız olmak ama ben yine de yaşasın halkların kardeşliği diyerek diplomatik konulara pek girmeyeyim.
Katalanlar aşırı aşırı aşırı sıcak insanlar. Mesela bir mağazaya girdiğinizde sanki bütün mağaza sizin gelmenizi bekliyormuş gibi hola'lar havada uçuşuyor. Yardımcı olmak istiyorlar, eğer yardıma ihtiyacınız varsa beni hemen çağırın diyorlar. Ve bir-iki Katalan abla dışında İngilizce'yi çatır çatır konuşmayan Katalan yok denebilir. Hepsi gayet güzel aksanlı yardırıyor açıkçası, hiç zorluk çekmezsiniz. Fakat önemli olan bir nokta var ki, Türkiye'de iki aylık kursa gidip sonra orda ben İspanyolca biliyom yaa diye konuşmaya kasmayın çünkü genellikle Katalanlar kendileriyle İspanyolca konuşulmasından hoşlanmıyorlar.
Pek çok Avrupa şehri kadar hatta onlardan daha da fazla hırsızlık yaygın Barselona'da. Zaten oldukça fazla dilenci görünce halkın mali durumunun çok parlak olmadığını tahmin etmek zor değil. Havaya bakarak, çantayı dirseğe, cüzdanı arka cebe koyarak yürümeyin. Sağa sola alert olun aman diyeyim. 
Barselona'da eylem, grev gibi polisli olaylar sık oluyor. Biz bile 3-4 kere denk geldik. O nedenle kim vurduya gitmemek için yanınızda pasaport veya kimlik taşımakta fayda var. 
Las Ramblas üzerinde sadece küçücük bir kısımda çeken Barcalona Wifi mevcut ama kendisinden pek nasiplenemedik biz. O yüzden bu hususta cafeleri sömürmeniz gerekecek.
Ben biraz fazla kaldım, sindire sindire dip köşe gezdim ama Barselona için bence 3-4 gün gayet yeterli. Yazın sıcak, kışın da bizim sonbahar mevsimi gibi oluyor, kar yağmur falan çok ender rastlanır hadiseler (ben yağmura denk geldim o ayrı).
Barselona genelinde halka açık tuvalet sadece 1 yerde gördüm. O yüzden haldır huldur su içmeyin, çişinizi tutun ve müsait bir yerde bir mekanda kontrollü olarak boşaltın.
Şehrin genelinde pazar günü dükkanlar, mağazalar, alışveriş merkezleri ve restoranlar kapalı. Müzeler, Maremagnum Avm ve sadece 1-2 süpermarket açık. Akşamları da 22.00'a doğru çoğu yer kapanıyor. Müzelerin de çoğu pazartesi günleri kapalı.
Barselona pahalı mıdır derseniz, ne Almanya kadar ucuz ne de İsviçre/Fransa kadar pahalı diyebilirim. Turistik yerlere giriş en az 5-10 euro ama yeme içme, yaşamak epey ucuz. 

Nasıl gidilir?: 
Barselona'da iki tane havalimanı var; El Prat ve Girona. fakat sıklıkla kullanılan Barcelona El Prat Havalimanı. Burada iki terminal bulunur. Terminal 1'e THY, Lufthansa gibi hava yolu şirketleri iniş yaparken, Terminal 2'ye ise Pegasus gibi low cost şirketler iniş yapar.
Havalimanından şehir merkezine ulaşım için, terminallerin hemen çıkışından kalkan Aerobus'ı kullanabilirsiniz. Terminal 1'e indiyseniz A1, 2'ye indiyseniz A2 otobüsüne binmelisiniz. Yaklaşık 10-15 dakikada bir kalkıyorlar, içlerinde ücretsiz wifi erişimi mevcut, toplam 4-5 durakları var ve son durak şehrin kalbi sayılabilecek olan Placa Catalunya. Biletleri otobüse bindiğinizde şoförden alabilirsiniz, kişi başı 5.90€ ücreti var. (Önemli bilgi: Aerobus'larda 20€'dan fazla banknotları bozmuyorlar, hazırlıklı gidin.)
Ayrıntılı bilgi: www.aerobusbcn.com
Yook ben otobüslerde gezemem derseniz havalimanından şehir merkezine taksi ortalama 30-35€. Çok kişiyseniz bu da mantıklı bir seçenek olabilir.
Barselona içi ulaşıma gelirsek eğer muazzam bir metro hattına sahip olduğunu söyleyebilirim. Şehrin her yerine metroyla ulaşabilirsiniz. Barselona nasıl gezilir deseler biraz metro bolca yürüyüş diye özetlerim. Kendi adıma konuşayım taksiye binmeye bir kere bile gerek duymadım. 2 kere de otobüs kullandım.
1 binişlik metro bileti 2,15€. Fakat 1 hafta süresince ben 10-15 kere bindim, o yüzden T10 adındaki 10 binişlik metro kartını 9,95€ karşılığında aldım. Bunu otobüste de kullanabiliyorsunuz. Gayet hesaplı oldu. Kalacağınız sürenin uzunluğuna bağlı olarak daha fazla binişlik kartlar da mevcut. Metro istasyonlarındaki otomatlardan satın alabilirsiniz. 1 zone seçmeniz önemli yerleri gezmek için gayet yeterli. Metro haftaiçi gece 12, cuma gecesi 2, cumartesi de sabaha kadar çalışıyor.
Ayrıca hem bazı mekanlarda indirim hem de müze girişleri ve toplu taşıma indirimi istiyorsanız Barcelona Card alabilirsiniz. 4 günlüğü 55€. Bunu da internetten, terminallerden veya Placa Catalunya'dan temin edebilirsiniz. 
Bana biraz yaşlı işi gibi geliyor çünkü ben bir şehri karış karış yürüyerek keşfetmeyi seviyorum ama Barcelona Bus Turistic (hop on-hop off) otobüslerini de kullanabilirsiniz. İki hattan ilerliyorlar ve teleferikle çıkılan dağa bile götürüyorlar, her yere gidiyor namıssızlar. Sinir oldum :( Akşam 20.00'a kadar çalışıyorlar. 

Nerde Kalınır?: 
Size tavsiyem otelinizi La Rambla üzerinde (genelde pahalı) olmasa da ara sokaklarından seçmeniz. Benim kaldığım Hotel Condal, tam Liceu metro durağının karşı arasındaydı ve konumuna aşık oldum. Fiyatı makul, tertemiz, wifi sorunsuz, resepsiyonist abiler baldan tatlıydı. Şiddetle öneririm. İkinci bir alternatif olarak Portal de'l Angel ve Barri Gotic bölgelerine bakabilirsiniz. Bu arada airbnb.com 'da da iyi konumlu tertemiz evler mevcut, göz atın mutlaka. 

Nereler Görülmeli?:
(Mutlaka görmeniz gereken yerleri italik yazdım, geri kalanlara zamanınız bolsa gitmenizi öneririm.)
Placa Catalunya: Burası Barselona şehir merkezinde bulunan, pek çok yolun kesiştiği kocaman bir meydan. Pek çok alışveriş merkezi ve mağaza barındırıyor. Metroyla L3 hattına binerek aynı isimli durakta inip tam göbeğine çıkabilirsiniz.
Las Ramblas: İstanbul'un Bağdat Caddesi'nin daha genişi, araçlardan çok yayaların ulaşımına elverişli kocaman cadde. Üzerinde çeşit çeşit mağaza, hediyelikçi, restoran bulunuyor. Tavsiyem burada hiçbir şey yiyip içmeden, satın almadan sadece seyirlik takılmanız. Her şey Barselona geneline göre daha pahalı (magnetler bile) ve yemekler çok çok vasat.
Las Ramblas

Kolomb Heykeli ve Port Vell: Kolomb'un eliyle Amerika'yı gösterdiği heykel, La Rambla'dan deniz tarafına doğru yürüdüğünüzde karşınıza çıkacak, buradan da aşağı devam ederseniz Port Vell yani liman bölgesine ulaşacaksınız. Burada kocaman bir marina, müthiş yelkenliler, eğer daha da devam eder ve iskeleden geçerseniz 365 gün açık olan Maremagnum adlı Avm'yi solda görebilirsiniz. İçerisinde deniz manzaralı nefis bir Starbucks mevcut.
Port Vell

Kolomb Heykeli

Barseloneta: Barselona'nın upuzun plajı burası. Nefis düzenlenmiş bir sahil ve boylu boyunca bisiklet yolu bulunuyor. Zaten şehrin çoğu yerinde bisiklet yolu mevcut. Sahildeki bisikletçilerden bisiklet kiralayabilir, sahilin keyfini sürebilirsiniz. Bizim kiraladığımız Bike Rental isimli yerde 2 saati 6€ idi ve kapora olarak 1 pasaport/sürücü belgesi veya bisiklet başına 100€'yu emaneten bırakmanız gerekiyor. Size kilit de veriyorlar ve şehrin pek çok yerinde bulunan bisiklet parklarına zincirleyip dilediğiniz gibi mola verebiliyorsunuz.
L'aquarium: Barselona liman bölgesinde bulunan bu akvaryum iyi güzel ama yanınızda çoluğunuz çocuğunuz yoksa eşek kadar boyunuzla 20€ verip girilecek bir yer değil. He bende para gani gani bana ne giricem derseniz siz bilirsiniz tabii.

Sagrada Familia: Barselona'ya Gaudi'nin şehri de diyebiliriz. Sagrada Familia, Gaudi'nin tamamlayamadan vefat ettiği son eseri, devasa bir bazilika. Tepesindeki vinçle görüntünün içine edilmiş çünkü yapımı hala devam ediyor. Katalanlar yapımı bittiği zaman kıyametin kopacağına inanıyorlarmış, o yüzden günde bir çivi çakarak ağır ağır ilerliyorlar sanırım (Hayır o zaman bırakın öyle kalsın yani, kafalara gel). Metroda L5 veya L2 hartına binip aynı isimli durakta indiğiniz an arkanızı döndüğünüzde karşınıza çıkacak. Boşuna uğraşmayın, tamamını kadraja sığdıramazsınız. İçine giriş 15€. 

Sagrada Familia


Casa Battlo-Casa Mia (La Pedrera): Barselona'da Art Nouveau akımını başarıyla temsil eden, UNESCO tarafından dünya miras listesine alınan Passeig de Gracia adlı büyük caddede yer alan, Gaudi eseri iki müthiş apartman. Metroda L3 hattına binip Passeig de Gracia durağında indikten sonra biraz yürürseniz sol tarafta Casa Battlo'yu, onun ilerisinde ve yolun karşısında da Casa Mia'yı göreceksiniz. Mükemmel kıvrımlar, insan figürlü çatılar, kavisli merdivenler... Her birine giriş (yanlış hatırlamıyorsam) 15-20€ civarı. İçine girmeyeyim derseniz çok aşırı bir şey kaybetmezsiniz, binanın dış tasarımı bile saatlerce bakmalık çünkü.

Casa Mia


Casa Battlo

Park Güell: Yine yeniden Gaudi... Kendisinin kırık seramik parçalarından yaptığı ve tabii ki kıvrımlı olan bankların bulunduğu, yemyeşil bir park. Yeşil alan halka açık ve giriş ücretsiz. Fakat seramikli, yani asıl tourist attraction'ı oluşturan kısma giriş 8€. İçerisinde müze haline getirilmiş olan Gaudi'nin evi de bulunuyor fakat çok ciddiyim 1 yatak 1 koltuk görmek için o kuyruğu beklemeye ve fazladan ücret ödemeye gerek yok, geçiniz. Metroda L3 hattına binip Lesseps durağında indikten sonra 300 metre kadar tabelaları takip ederek yürürseniz, yürüyen merdivenlerle tepeye tırmandıktan sonra karşınıza çıkacak. Dönüşte de parkın önünden geçen 24 numaralı otobüse binip Pl. Catalunya'ya tek vesaitle dönebilirsiniz veya yokuş aşağı yürüyüp Lesseps'ten tekrar metroya binebilirsiniz. Unutmadan, yüksekte olduğu için çok güzel panoramik manzara fotoğrafları çıkıyor, etinden sütünden faydalanmadan dönmeyin.


Park Güell

Montjuic Kalesi: Çıkması biraz angaryalı olan bu kaleden Barselona'yı tepeden görebilir, çok güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. İçerisinde bir de askeri müze bulunuyor. Dilerseniz sahil bölgesinden teleferiğe 11,5€ karşılığında binip şehri seyrederek Miramar Tepesi'ne ulaştıktan sonra füniküler veya 150 numaralı otobüsle, dilerseniz de L2/L3 hattına binip Parallel durağında indikten sonra yine aynı füniküleri veya otobüsü kullanarak ulaşabilirsiniz. (Otobüs: 2.15€, füniküler: 11,5) Kaleye giriş ise 16-25 yaş arasındaysanız 3€, yetişkinseniz 5€.

Montjuic Kalesi

Miramar Tepesi'nden Barselona


Unutmadan, bu tepenin yakınlarında Joan Miro'nun resim ve heykellerinin sergilendiği Fundacio de Joan Miro da bulunuyor. (Hani şu bizim memlekette sergisi açılıp sahte çıkan eserler, sahicilerini incelemek isterseniz inmeden bir uğrayın)
Yine bu tepede Estadi Olimpic Montjuic Lluis Companys bulunuyor. 1992 yaz olimpiyatlarının yapıldığı, Barselona'nın ikinci büyük stadyumu. Hem stadyumu hem de olimpiyat parkını gezebilirsiniz. Meraklısına...

Ve yine bu tepenin yakınlarında bulunan (ne tepeymiş lan) Font Magica de Montjuic (Magic Fountain of Montjuic)'te ise akşamları türlü türlü ışık oyunları, müzikli gösteriler yapılıyor. Bu şelalenin olayı nedir diye merak ederseniz akşam gidin ve izleyin, oldukça eğlenceli. 

Poble Espanyol: Küçük bir İspanyol kasabası olan Poble Espanyol, İspanya'nın minyatür hali. Her bir sokağı ülkenin ayrı ayrı bölgelerini simgeliyor. Akşam 22.00'a kadar gezilebilir. Küçük küçük cafeler, restoranlar, dükkanlar da bulunuyor. Metroyla L3 hattını kullanarak Placa d'Espana durağında indikten sonra kısa bir yol tırmanarak ulaşabilirsiniz.

Poble Espanyol


Tibidabo Dağı: Biz şehri Montjuic'e çıkıp tepeden gördükten sonra buraya gitmeye epey üşendik ama zamanınız kalırsa çıkmanızı öneririm. Metroyla L7 hattını kullanıp Avenue Tibidabo durağında inerek Tibidabo Meydanı'na ulaştıktan sonra otobüs ile funikülere ulaşıp, funiküler ile dağa çıkabilirsiniz. Tepede lunapark, tv vericisi ve Sagrat Cor Bazilikası bulunuyor. 

Camp Nou: Vee geldik Barselona denince akla ilk gelen yapılardan biri olan o efsane stadyuma. Barcelona futbol takımının, Katalanların tabiriyle FC Botiga'nın stadyumuna mutlaka gidin. Şahsen takımı pek sevmezdim ama ben bile etkilendim. Stadyum değil adeta bir müze oluşturmuşlar. Giriş 23€. Biletleri La Rambla üzerindeki satış noktalarından veya stadyumdan alabilirsiniz. Camp Nou Experience gezisi ile, misafir takım soyunma odası, basın odası, tribünler, yedek kulübesi ve kupalar ile Messi'nin sahip olduğu altın ayakkabı gibi ödülleri görme fırsatını kaçırmayın. Bol bol da fotoğraf çektirin. Mes que un club yanı nihayetinde. Metroda L3 hattına binip Sants zestacio durağında inin, ordan aktarma yapıp(ücretsiz) L5 hattına binerek Vallcarca durağında inin. İstasyondan çıktıktan sonra yürüyün, ilk soldan dönüp biraz daha düz yürürseniz yolun sağında stadı göreceksiniz. (Navigatör gibi kızım be) Ayrıntılı bilgi: http://www.fcbarcelona.com/camp-nou







Picasso Müzesi: Bu müzede Picasso'nun gençlik eserlerini görebilirsiniz. "Bu ne lan ben bunu resim dersinde çizmiştim" denebilecek kara kalem ve yağlı boya çalışmaları bulunuyor. Hayal kırıklığına uğramayın diye söylüyorum. Bizim halk arasında "ağzı yüzü kayık" diye tabirlediğimiz kübizm akımını yansıtan eserleri maalesef Madrid'de sergileniyor. El Born bölgesinde ara sokakta bulunuyor. Giriş 14€. Fotoğraf çekmek yassah.

Barri Gotic: Daracık sokaklar, şirin cafe ve publar, müthiş sokak sanatı örnekleri görmek istiyorsanız, özellikle de Galata'da sümüklü çocuk, Balat'ta kapı fotoğrafı kovalayan güruhtansanız koşarak buraya gitmelisiniz. Gerçekten buram buram yerel kokuyor ve çok etkileyici.


Barri Gotic


Mercatt La Boqueria: Buraya yeme içme bölümünde tekrar değineceğim ama bir giriş yapayım. La Rambla'da Liceu metro durağının hemen karşısında bulunan bu kocaman pazar, pazar günleri hariç her gün 8'e kadar açık. İçerisinde çeşit çeşit taze meyve, jelibon, şeker, çikolata, bakery ürünler, balık ve et ürünleri bulabilirsiniz. Gurbetçiler gibi 2 kilo elma alayım hatıra olsun demeyin ama yiyin için, tezgahlara bakın, hatta içerisindeki 2-3 ayak üstü tapas mekanında bir şeyler atıştırabilirsiniz. (İpucu: buraya gidip instagrama rengarenk tezgah fotoğrafı atmayana, dönüşte hava alanında mühür vurmuyorlar bence.)




La Boqueria

Museu Nacional d’Art de Catalunya ve Museu d’Art Contemporani: La Rambla yakınlarında bulunan bu iki müzeye hem halimiz kalmadığı hem de çok aşırı müze insanı olmadığımız için gidemedik. Vaktiniz kalırsa mutlaka uğrayın. Girişleri 10€ civarı. 

Torre Agbar: Barselona fotoğraflarına baktıysanız, yazmak istemediğim uzuva benzeyen garip gökdeleni mutlaka görmüşsünüzdür. Burası Barselona'ya su sağlayan Agbar Group'un ofisi. Bayağı bizim Devlet Su İşleri yani. Yerliler buna dildo diyormuş, skjskd gülmekten anırdım diyebilirim. Gidip gezilecek bir yer değil ama merak edersiniz biliyorum, yazmadan geçemedim.


Dali Müzesi: Eğer çok çok vaktiniz kalırsa, canınız sürrealizm çekiyorsa Salvador Dali'nin doğduğu ve kendisinin tasarladığı, şu anda müze olarak kullanılan tiyatro binasının bulunduğu Figueres kasabasına doğru yola çıkın. Passeig de Gracia caddesinde bulunan RENFE tren istasyonundan kalkan trene binerek ulaşabilirsiniz. Gitmedim ama deli dehşet bir kuyruk oluyormuş o yüzden biletleri şuradan temin etmenizi öneririm: https://www.salvador-dali.org/serveis/en_entrades.html

Palau Reial: Placa Del Rei'de bulunan orta çağ binalarından biri olan Palau Reial, bir zamanlar kraliyet ailesinin gelip kaldığı bir saray. L3 metro hattına binip Palau Reial durağında inerek ulaşabilirsiniz. 

Yine de zamanım kaldı, boşluktan geberiyorum diyorsanız La Rambla üzerindeki Erotic Museum (9€) ve Wax Museum'u (15€) görebilirsiniz.


Ne yenir-içilir?: 

Barselona'nın olayı yemekte tapas, paella, patatas bravas; içkide ise sangria ve cava. 

Tapas diyince herkesin bildiği küçük kızarmış ekmeklerin üstüne konmuş atıştırmalıklar geliyor ama aslında Katalan bir abimiz sayesinde öğrendik ki tapas aslında küçük bir tabak üzerine karışık kuruşuk konan her şeyin toplu adına deniyormuş. Neyse, bu küçük ekmeklerden, patatas bravas'tan ve paella'dan tatmanız için mükemmel ötesi iki mekan önerim var, ikisi de rezervasyon gerektirmiyor:

El Xampanyet: El born bölgesinde, Picasso müzesinin tam çaprazında yer alan bu çok eski ve küçücük restoran birbirinden leziz tapaslar yemek ve cava yudumlamak için ideal. Günün her saatinde tıklım tıklım, tavsiyemiz masalarda değil barda oturup ne yiyeceğinizi görerek seçmeniz. Kişi başı ortalama 15-20 euro'ya çoğu şeyden tadar, bir bardak cavanızı içer kalkarsınız.





Ciudad Condal: Passeig de Gracia'da ara sokakta bulunan bu restoran da daha bol çeşit içeriyor. Patatas bravas, paella(deniz mahsulleri içeren pilavımsı yemek), baby kalamar, küçük közlenmiş yeşil biberler (pimientos de padron)  şiddetle tavsiyemdir. Burada da kişi başı benzer fiyatlara doyabilirsiniz. Tabii ki yine barda oturmanız sizin için en iyisi. Şehrin en mükemmel sangriasını da burası yapıyor, kana kana içiniz.




Bu iki restoran dışında yerel lezzetler için 7 Portes, Taller de Tapas, Euskal Etxea da diğer tavsiyelerim. 

Milk: Sabah kahvaltısı için El Gotic bölgesinde bulunan Milk'e mutlaka gitmelisiniz. Kahvaltı diyince tabii ki peynir domates sucuk falan bekliyorsunuz ama Avrupalı'nın dandik kahvaltısına mecbursunuz. (Allah'ını seven şu adamları Türkiye'ye getirip serpmenin başına oturtsun.) Küçük, sevimli, tertemiz ve güler yüzlü çalışanları olan harika bir sokak arası kahvaltıcısı. 09.00-16.00 arası kahvaltı servisleri var. Bir egg benedict yapıyorlar ki ağzınızın suyu aka aka yemeniz garantili. Ayrıca Hamtastic omlet ve pancake de tatmalısınız. Porsiyonlar oldukça doyurucu, endişe etmeye gerek yok.


Pazar günleri her yer kapalı olduğundan La Rambla üzerindeki Dunkin Donuts'ta donut-kahve ile kahvaltı yapabilirsiniz. 

Picasso'nun zamanında arkadaşlarıyla sık sık takıldığı Els 4 Gats de Passeig de Gracia'nın ara sokaklarından birinde bulunan oldukça şirin bir cafe.



Ayrıca meraklısı için Hard Rock Cafe de Placa Catalunya'da bulunuyor. Cafe Zurich de bu alanda bulunan bir başka keyif noktası. Biranızı içip geleni geçeni seyredebilirsiniz.

Önceden de bahsettiğim La Boqueria'da atıştırmalık çörekler, tapaslar, meyveler, kurabiyeler bulmanız mümkün.

Yerel lezzetler bir iki günden sonra sıkıyor haliyle, biz La Rambla'daki Wok to Walk'a 3-4 kere takıldık. Adamlar öyle efsane noodle yapıyor ki tıka basa doyuyorsunuz. Favorim, dana etli tatlı ekşi soslu egg noodle.



Geldiğim yeri unutmam diyenlere yurt dışındayken canımız ciğerimiz olan Burger King ve Mc Donalds bol bol mevcut. Ayrıca sürüyle Starbucks var hadi iyisiniz. 

Eğer iyice ben köyümü özledim tribine girerseniz de Rambla üzerinde 2-3 tane Türk dönerci mevcut. Ama taa Katalunya'ya gidip döner yiyecekseniz beni okumayın ya :((

Gece Hayatı: 

Barselona'da akşam yemekleri 22.00 civarı yendiğinden gece hayatı da 01.00 gibi başlıyor. Çoğu kulüp sabahın ilk ışıklarına kadar açıktır.

El Born bölgesindeki küçük publar (özellikle No Se) çok keyifli. 

Yine Poble Espanyol'da çok güzel barlar ve gece kulüpleri var. 

Port Vell bölgesinde, sahil şeridinde yer slan popüler gece kulübü Opium da turist mıknatısı yerlerden biri.

Flamenko aslında Endulüs bölgesinin dansı ama İspanya'ya gelmişken izleyelim diyorsanız La Rambla yakınlarındaki Los Tarantos en ideal yer. Giriş 10€. İlk seans 20.30'da ve en geç 20.00'de orda olup bilet kuyruğuna girin, koltuklar dolarsa bir sonraki seansı beklemek zorunda kalırsınız.



Tüm bunların dışında ben kafa dinlemek istiyorum diyorsanız alın cavanızı, şarabınızı, biranızı sahile gidin. Geceleri cıvıl cıvıl oluyor Barseloneta bölgesi. 

La Rambla'da seyyar dondurmacılardan dondurma (favorim oreolu ve ferrero rocherli) alıp yiyerek caddeyi turlamak da bir başka seçenek.

Son olarak boğa güreşi izleme planı yapıyorsanız hiç zahmet etmeden vazgeçin çünkü bu vahşet dolu gereksiz aktivite Barselona'da yasaklandı. Madrid'de hala yapılıyor ama.

Alışveriş: 

Barselona tam tamına bir alışveriş cenneti. Önce iki ana kuraldan bahsedeyim:

1-La Rambla üzerinden çöp bile almıyoruz, her şey kalitesiz ve pahalı.

2-İspanyol firması olan Inditex grubu mağazaları (Zara, Massimo Dutti, Pull & Bear, Bershka, Oysho) adım başı göreceksiniz ama vakit harcayıp girmeyin bile. Genelde benzer ürünler var ve kurdan dolayı Türkiye'den daha pahalıya geliyor. 

Şimdi geleyim favori alışveriş duraklarıma: 

Barselona'da pek çok Avrupa ülkesinde olduğu gibi, bizde olmayan çoğu kozmetik markasını Placa Catalunya'da bulunan El Triangle'nin içindeki devasa Sephora'da bulabilirsiniz. (ben mağazayı kaldırdım ordan biliyorum) Burada Urban Outfitters da bulunuyor, kedi canını onun <3

Yine Placa Catalunya'da bulunan El Corte Ingles ve Port Vell'de bulunan Maremagnum da diğer alışveriş merkezleri. Fakat açık konuşayım Avm'ler epey tırt. Küçük ve karmaşıklar. Hiç vakit kaybetmeyin ve La Rambla'nın ara sokaklarına hücuumm! İşte yerel İspanyol butikleri, kimsede olmasın bende olsun ürünlerinin kaynağı buralar. Aynı sokaklara 85 kere girdim sanırım. Hayatımda hiçbir ülkede yapmadığım kadar alışveriş yapmış olabilirim. Ara sokaklardan Carrer de la Portaferrissa favorim. Buradaki çantacı Misako'ya, ev eşyaları satan Tiger'a ve ünlü Milano markası Kiko Cosmetics'e uğramazsanız küserim. 




Bunun dışında çok da tavsiye vermeye gerek yok, dönüp dolaşıp ramblaya çıkacağınız için kaybolmazsınız o nedenler ara sokak butiklerini keşfe başlayın ve bu işe en az 1 gününüzü ayırın.

Bunların dışında eşek gibi vergi indirimi olan Andorra'ya günübirlik turlar mevcut. Kişi başı ortalama 40€ civarı. Burada da alışverişin dibine vurabilirsiniz. 

Ne alınır derseniz, her yerde Gaudi tarzında mozaik desenli hediyelik ürünler göreceksiniz ve bir süre sonra gına gelecek. Kupa, shot bardağı, kül tablası gibi objeler edinebilirsiniz

Çok orijinal yelpazeler var, bir bakın derim.

Magnetler için en ucuz yer Sagrada Familia çevresindeki Bangladeşli abiler. Dil de bildikleri yok zaten, hadi abim akşam pazari 10 tanesini 5'ten ver diyerek bol bol alın, gelince dağıtın sağa sola. Bizim millet bayılır bilirsiniz.

Bol bol cava ve sangria alın. Süpermarketlerde bile en kralı maksimum 5€. 1 euroya satılanı dahi leziz. Almasanız bile suyu muyu bırakın bunları için.

Ayrıca butiklerde çok uygun fiyata aşırı kaliteli deri çantalar ve cüzdanlar var. Kadınların ağzının suyu akmaya başlamıştır bence şimdiden :)

Son olarak Passeig de Gracia da Barselona'nın Nişantaşı'sı gibi bir yer. Kocaman bir cadde ve iki yanında sıralanmış Prada, Cartier, Miu Miu, Bvlgari gibi lüks mağazalar. Böbreği bırakmak için ideal.


Benim Barselona tavsiyelerim bunlardı. Çook uzun bir yazı oldu evet ama gidenlerin her türlü bilgiyi  bulabileceği bir rehber hazırlamak istedim. İşinize yararsa ne mutlu! Şimdiden iyi gezmeler, buenos dias!

24 Aralık 2014 Çarşamba

Ne Var Ne Yok?

Bu akşam ders çalışmaktan bezip insanlık namına açıp bi bloga bakayım dedim. Bakmaz olaydım. Ayıptır, yazıktır, günahtır cerot aylar geçmiş bir satır bile yazmamışsın lan dedim kendime. Azcık bahsedeyim ne var ne yok.

Fark etmişsinizdir belki, son zamanlarda twittera bir şeylere söylenmek dışında pek giremiyorum. Açıkçası ya zaman olmuyor, ya da zaman oluyor ama o zamanı primitif yaşam aktivitelerimi sürdürmek için kullanıyorum. Anca açıp kim ne yazmış diye bakıyorum arada. Keşfet kısmından anlıyorum ki yine çok iyi yürüyosunuz beyler, aynen devam.

Eylül sonunda dersanem başladı. Artık baya baya Tus hazırlığına başladık. Her boş zamanda oturup dana gibi hastalık okuyorum. Haftasonları da 8.30-19.00 dersane var, 10 saat kıçımızın üstünde otura otura yaşıcaz 2 sene nasıl olacak bilmiyorum. Zaten Tus'ta ne istediğime de hala karar vermedim. Puan hedefime göre çalışıyorum bakalım.

Bunlardan arda kalan zamanlarda da ye iç, azcık dolan, dizi falan izle derken öyle geçiyor günlerim. Okul bu sene hafif sayılır, küçük stajlar ağırlıklı, genelde 2-3 gibi çıkıyorsun taş çatlasa hastaneden ama, sürekli bir ders çalışmam lazım baskısı var. İnsan yaptığı işten de zevk alamıyor pek. Spor falan yalan oldu yani. Tus gerçekten çok boktan bir sınav ve sağlam azim, dayanıklılık istiyor. Umarım altından kalkabilirim, şu an o maratona alışma sürecindeyim açıkçası. 

Okulda da nöroloji, kbb, göz ve kadın doğum bitti. Dün Dermatoloji'ye geçtim. Zevkli gibi ama değil gibi, çok bişey anlayamadım açıkçası. Teorik kısmı biraz dandik, saçma sapan terimleri var ama biraz poliklinik yapıp olayın içine girmeyi düşünüyorum. Şu an Tusta en yüksek puana sahip kendileri, çok rahat bölüm ve asistanları genelde serviste telefonla falan oynuyor yani. 

Böyleyken böyle. Şu an hayatımın merkezine böyle çirkin bir sınav oturduğu için anlatacak ekstrem bişeyim yok açıkçası. Öpücükler...




2 Ekim 2014 Perşembe

Hayallerindeki eşi karşılarında buldular!

Antalya Migros AVM, sanal gerçeklikle hayallerinizdeki kişiyi gerçeğe dönüştürüyor. 

 

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

1 Eylül 2014 Pazartesi

Modanın 8 Ölümcül Günahı

Baştan söyleyeyim modadan falan zerre çakmam. Hayatımda 2 kere basın kontenjanından feşın viik'e davet edildim; 1 defile izleyip, 2. sinin yarısında kaçtım. Neyle iyi hissedersem onu giyer çıkarım yani anlamam moda falan ben.

Kimsenin ne giyeceğine karışma hakkım da yok. Herkes istediğini yapsın kafasındayım. Niye bu yazıyı yazdın o zaman derseniz; bazı şeyler var ki insan üzerinde görünce ''bunun anası babası yok mu be krdşm'' demekten ben bile kendimi alıkoyamıyorum, azcık da eğleniriz fena mı kıız...

1-Eşofman üstü: Kot üstüne de, takımı olduğu eşofmanın üstüne de olmayan, gereksiz bir şey bu ya. Eşofman üstü denen naylonlu yanar döner şeyleri neden yapmışlar, üstüne bir de kafaya kadar çekilen fermuar dikmişler acaba. Giyin tişörtü, sweati çıkın allah aşkına.

2-Beyaz tişört içine beyaz sütyen: Bu konuda defalarca kendimi yırttım. Beyazın içine beyaz giymeyin, hatta sütyeni kapamak için beyaz atlet falan hiç giymeyin diye. Ten rengi is the answer çocuklar. O zaman hiçbir uzvunuz meydana çıkmıyor çok şükür.

3-Kısa kollu gömlek: Tamam erkeklere de üzülüyorum, biz yazın efil efil atletlerle elbiselerle gezerken iyi, adamlara git uzun kollu gömlek giy demek biraz acımasızca ama, kısa kollu gömlekle de İETT şoförüne benzediklerini yazmazsam bir tarafım eksik kalır.

4-Tayt üzerine kısa tişört: Bunu fiziği uygun olan olmayan herkese söylüyorum; tabiri caizse KIÇINIZI KAPATIN. Özellikle ön taraftan görüntü fena oluyor. Adeta; Ders: Anatomi 101, Konu: Vajina. Kusura bakmayın.

5-Beyaz külotlu çorap: Bunları biz ilkokulda, hadi en fazla orta sona kadar falan giydik ya. Sonra kalktı bunlar tedavülden. Bırakın yeğeniniz falan giysin, çoluğun çocuğun rızkına göz dikmeyin. Hele dantelli, fileli falan olanları var ki bahsetmek bile istemiyorum.

6-Yaka düğmesiz gömlek: Bu o kadar da moda günahı değil, olmasa da olur denebilir ama yakalarının uç kısmında düğme olan gömlek giyen adam dünyanın en tırt adamı da olsa benim gözümde acayip yüceliyor. Saçmalık derecesinde hastasıyım bu detayın.

7-Her zaman her yerde parmak arası: Şu Birkenstock'lar hariç. Onlar fena değil ama saçma sapan ''tokyo'' dediğimiz şeylerle toplantıya gelen adam gördüm ben ya. Yazlık yerdir, ekmek almaya çıkmışsındır falan o zaman tamam. Dünyanın en rahat şeyi ama parmak arası-şort yapıp informal informal gezmeyin ortalık yerde ya. ''Ustam karpuz kesmece mi'' cümlesini kurabilirsin ancak o kılıkta. Sıksan ciddiye alınmazsın.

8-Diz altı şort: Erkeklerde tam diz kapağı hizasında şort giyenlerin has-ta-sı-yız. Daha kısası bazılarında sırıtmıyor ama uzunu adeta bir fiilaaket, adeta bir facia. Az daha eklet adam gibi ''pantul'' olsun zaten. Ay kalbim sıkıştı kolonya getirin :( Alevli ve denizde giyilen versiyonuna girmiyorum sonra Bedri Baykam gibi aaeeembulaans diye bağırmaktan korkuyorum.


Sizin de aklınıza gelen şeyler varsa ekleyin de, biz de ibret alalım...